Tıklayın
“Calinus bir gün talebelerine:
”Bana falan ilacı getirin içeceğim.” dedi.
Öğrencileri itirazda bulundular:
”Efendim, dediler. O ilaç deliler içindir. Halbuki siz bir dahisiniz.”
Calinus:
”Bugün bir deli önce yüzüme baktı, sonra bana göz kırptı. Daha sonrada üstümü başımı yırttı. O deli eğer bende kendine benzer bir yön bulmasaydı bana bunu yapmazdı.
Hiç kimse kendi cinsinden olmayana musallat olmaz, iki kişi birbirine sataştı mı aralarında mutlaka bir ortaklık aramak lazımdır” dedi.
Tıklayın
Gönül gözü açık biri gündüzleri eline bir kandil alıp öyle dolaşırdı.
Bunu gören biri:
“Be adam kendine gel, deli mi oldun, böyle gündüz ortası kandille dolaşılır mı? dedi.
Kandille dolaşan zat gülerek şöyle dedi:
“Elimdeki bu kandile adam arıyorum; bakalım o gönlü uyanık olan kimdir nerededir, onu arıyorum öfke ve hırs zamanında öfkesini yenen, şehvetine mağlup olmayan bir adam arıyorum.” dedi.
Bunu duyan karşısındaki:
“Nadir bulunur bir şey arıyorsun, var aramana devam et.” dedi.
(MESNEVİ’DEN)
Tıklayın
Ahmaklar bilgisizliklerinden Mecnun’un başına üşüşerek:
“Mecnun, dediler. Nedir bir Leyla’dır tutturmuş gidiyorsun, Leyla öyle ahım şahım bir güzel değil ki, bu şehirde ondan kat kat daha güzel yüzlerce binlerce kız var.”
Mecnun kendisine bunu söyleyenlerin haline güldü:
“Suret testidir, güzellik ise şaraptır. Allah (c.c.) bana Leyla’nın suretinde aşk şarabı içiriyor onun için sizin onu görmeniz, benim görmemden çok farklı.” dedi.
(MESNEVİ’DEN)
Tıklayın
Adamın birisi hile ile tuzağına bir kuş düşürdü. Kuş ona dedi ki:
Ey ulu kişi! Sen şimdiye kadar birçok deve kurban ettin, birçok öküz, koyun yedin! Dünyada onlarla doymadın da, benimle mi doyacaksın? Benim bir lokmacık etim, ne karın doyurur, ne de bir derde deva olur. Eğer beni bırakırsan sana üç mühim öğüt veririm.
Birincisini elinde iken, ikincisini şu duvarın üzerinde, üçüncüsünü de ağacın dalına konduğumda.
Bu üç öğütle bahtın iyileşir, rahat edersin. Ne dersin ha?
Tamam.
Bak birincisini söylüyorum:
“Olmayacak söze; kim söylerse söylesin, inanma! ”
Adamın aklı yattı kuşun bilgeliğine.
-İkincisi ne? diye sordu.
Gevşetilen parmakların arasından, pırrr diye uçan kuş, duvarın üzerine konup dedi ki:
“Geçmiş, gitmiş şeye üzülmeme… Fırsatı kaçırdın diye dövünme! Bak beni bıraktın ama şu küçücük bedenimde değerine paha biçilemeyecek ellişer gramlık iki tane inci vardı. Sana da, oğullarına da yeterdi de artardı bile! O inci senin hakkındı! Fakat kısmetin değilmiş kaçırdın… Dünyada bir eşi bulunmayacak kadar kıymetli ve emsalsiz idi…”
İnci sözünü duyar duymaz, tamahkâr, eyvah diyerek dövünmeye başlar.
Kuş dedi ki:
Sana geçmiş, gitmiş şeye üzülme, gam yeme diye nasihat etmedim mi? Mademki, geçip gitti… Neden üzülürsün? Sen; ya benim öğüdümü anlamadın yahut da sağırsın! Oysa, ben kendim elli gram gelmem ki zaten, içimde yüz gramlık inci nasıl bulunabilir?
Adam bu söz üzerine kendine gelerek;
Haydi, dedi… O üçüncü öğüdünü söylemeyecek misin?
Kuş dedi ki:
Ahmağa nasihat kâr etmez.
Allah için, o ikisini tuttun da üçüncüsünü mü istiyorsun? Bilgisiz ve ahmak kişiye öğüt vermek, çorak yere tohum saçmaktır. Açgözlülük insanı kör ve sağır eder. Hakikati görmeye mani olur!..
(MESNEVİ’DEN)
