Sorgulanmadan kalan bir şeyler var geçmişte.
İncinen gurur, kırılan kalp belki de izin vermiyor buna.
Sessizliğin yıpratıcılığı etkilese de bizi sessiz kalmak daha az yıpratır diyoruz.
Sessizliğin içine sığınıyoruz gerçeklerle yüzleşmek için.
Ancak unuttuğumuz bir şey var sessizliğin de kendine ait bir dili var.
Ve biz sessiz kalarak korkularımızı dile getiriyoruz aslında.
Gerçeklerden kaçmak tek yaptığımız.
Belki sessizlik huzur veren bir şey.
Ama bu huzuru bize vermiyor.
Hissettiğim tek şey sessizlikte kayboluyor olduğumuz.
Konuşmak istiyorum, sorgulamak belki de sorgulanmak istiyorum.
Nedenler, niçinler var açıklanması gerekenler.
Ama cesaret edemiyorum.Cesaret edemiyoruz.
Diğer yanda sessizlik mistikleşiyor.
Çaresizliğe bürünen, boşluğu gizleyen bir maskeye dönüşür.
Yıpranmamak için kullanılan sessizlik bir süre sonra yıpratıyor bizi.
Farkına bile varmıyoruz.
Nerden geldik, nereye gidiyoruz, biz neyiz, neden karşılıklı bakışıp
susuyoruz, bunu daha bu şekilde ne kadar sürdüreceğiz?Sorgulayamıyoruz.
Dedim ya buna cesar4etimiz yok.
Tam sessizliğin içinden sıyrılıp çıkmaya karar veriyorum ki bir anda tüm
gücümü yitiriyorum.
Yaşadık sessiz kaldık, kaybettik sessizdik.
Belki yeni bir başlangıçtayız ve yine kocaman bir sessizlik düğümlendi
içimizde tam ellerimiz ve gözlerimiz bir şeyler anlatırcasına birleştiğinde.
Onca sessizliğin içinde zamanımıydı şimdi?
Biz zaten birbirimizi kaybetmişiz.
Sessiz kalarak neyi yaşatmaya çalışıyoruz ki! Belki sessizliği bozarsak
kazanabiliriz kendimizi, birbirimizi.
Haykırmak istiyorum tüm benliğimle.
Belkide sessizliğimizi tanımlayabilmemiz için haykırışı duymamız lazım.
Belki o zaman sessizliğimiz bozulur ve biz yeniden var oluruz.
