tıklaaa

Ana Sayfa
  Hikayeler...
  Anketler ?
  Araba resimleri
  Aşk
  Romantizm
  İtiraf
  Rüya Tabirleri
  Zeka Soruları
  Sağlık Merkezi
  Biliyormuydunuz?
  Ders Nasıl Çalışılır
  Şarkı Sözleri
  Din Ve Tasavvuf
  Dini Hikayeler
  Dini Konular
  Dini şiirler
  Doğa ve Manzara
  Dualar ve hadisler
  Efsaneler
  Erkekler Dünyası
  Aşk sevgi şiirleri
  İnanılmaz Gerçekler
  Biyografi
  Slayt Bölümü
  Donanım Merkezi
  E - Kitap (E-Book)
  Windows Hakkında
  Genel Bölüm
  Geyik Bölümü
  Duvar Kağıdı
  Güzel Sözler
  Güzellik & Diyet
  Her Telden
  Yemek TarifLeri
  Kadın Dünyası
  Kahkaha Merkezi
  Komik Fıkralar
  Komik Karikatürler
  Komik Resimler
  Komik Yazılar
  Kopya Nasıl Çekilir.
  Korku Odası
  Kızlar Nasıl Tavlanır ?
  M.Kemal Atatürk
  MSN Hakkında
  Msn Nickleri
  MSN Programlar
  Msn Space
  Msn İfadeleri
  Müzik Hakkında
  Network ve internet
  Program Download
  Tarih
  Teknoloji & BiLim
  İşletim Sistemleri
  Magazin
  Moda Bakım Makyaj
  Modifiye ve Sanal
Konu : ÇANAKKALE (nasıl bir hobi mi...cevabı kanımda saklı) | Hit: 205

[I][COLOR="RoyalBlue"]Unutulmaması gereken değerlerin unutulmaması dileğiyle.... > > >Mart 1921 - İnönü Ovası > >İnsanın iflahını kesen buz gibi bozkır ayazında Ethem Çavuş'un sırtı > >üşüyor, avuçları ise kızgın mermi kovanlarına çıplak elle dokunduğu > >için alev alev yanıyordu. Top atışı on sekiz saattir durmaksızın > >sürüyordu ve bunca süreden sonra elleri neredeyse duyarsızlaşmıştı. > >Sabit, artmayan, ıstırap verici sayılmayacak basit bir sızlama gibiydi > >sadece. Oysa her iki avucu da tamamen su toplamış, kabarmıştı. Mart > >ayazında esen poyraz, İnönü ovasından kalkan tozu düşmana doğru > >süpürüyor, süvariler düşman hatlarına doğru, poyrazdan da hızlı hücum > >ediyorlardı. At kişnemeleri, top gümbürtüleri, insan çığlıkları, tüfek > >sesleri, süngü ve kılıç şakırtıları birbirine karışmış, Ethem Çavuş'un > >yarı sağır kulaklarında değişmez, bitimsiz bir savaş uğultusu haline > >gelmişti. Her ses o tek sesin minik bir harmoniği, o polifonik ezginin > >bir anda işitilip kaybolan notaları gibiydi. Ethem Çavuş, 75 mm'lik > >topu durmaksızın dolduruyor, her seferinde besmele çekip keşif > >kolundan bildirilen menzillere kıyamet yağdırıyordu. > > >Artık otomatik hale gelmiş hareketlerle sandıktan mermi alıyor, topa > >sürüyor, ateşliyor, boş kovanı çıkarıp ayaklarının dibindeki başka bir > >sandığa atıyordu. O anda eline bir somun ekmek verseler, onu bile > >topun mermi yatağına sürebilirdi. > > >Sandıkta kalan sondan üçüncü mermiyi aldığında bir an duraksadı. > >Merminin üzerine bir çaput sarılıydı. Hareketini yavaşlatan bu > >saçmalığa söverek çaputu sökerken avucuna kalem büyüklüğünde demir bir > >çubuk düştü. Çaputun ve çubuğun anlamını çözmeye çalışırken sarı > >metalden mermi kovanına kazınarak yazılmış yazıya gözü ilişti. > >Okumaya vakti yoktu. Mermiyi topa sürüp ateşledi. Demir çubuğu cebine, > >boş kovanını ise bu sefer sandığa değil yere attı. Taarruza ara > >verdiğinde merakını uyandıran yazıyı okumak istiyordu. Birkaç dakika > >sonra soğumuş olan kovanı kaybolmaması için yerden alıp mintanının > >yakasından içeri attı. > > > >Akşam ezanı vaktinde çarpışma durulmuş, mevzileri ileri, düşman > >hatlarına doğru ilerletme emri gelmişti. Batarya komutanı, Ethem > >Çavuşa istirahat verdi. Yarım saatlik istirahatta erler top arabasını > >çekerlerken o da yemeğini yiyecek, namazını kılacaktı. İlk iş olarak > >boş kovanı çıkarıp üzerindeki yazıyı okudu. > > >Kovanın üzerinde "Karahisarlı Seyfi Çavuş. 4. Alay 2. Tabur 8. > >Batarya 26 Rebiyülahir 1339* İnönü" yazıyordu. Birinci İnönü savaşının > >en kızgın günlerinden birinde düşülmüş not ve mermiyle gelen demir > >çubuk, İmalat-ı Harbiye atölyelerinde çalışanların bir mesaj > >istediğini gösteriyordu. Boşalan kovanlar Ankara'daki atölyelere > >yollanır, oradan tekrar doldurulup cepheye dönerdi. > > >Üç saat sonra gecenin iyice çökmesiyle savaş tamamen durulmuş, > >birlikler yeni mevzilerine yerleşmişti. Ethem Çavuş, cebindeki demir > >çubuğu çıkarıp bir köşeye oturdu. Ucu sivriltilmiş çubuk, bakır > >ustalarının 'kalem' dedikleri, metal üzerine desen oymaya yarayan > >keskin bir aletti. Eline yumruk büyüklüğünde bir taş alarak hafif > >tıklamalarla kendi mesajını kovana kazıdı. > >"Aksekili Ethem Çavuş 8.Alay 3. Tabur 1.Batarya 20 Recep 1339** İnönü" > > >* * * > >Beş gün sonra Ankara > >Atölye'nin bir köşesinde cepheden gelen sandıkları açan kalfa, > >tezgâhlardan birinde harıl harıl çalışmakta olan ustaya seslendi. > >Sesinde, eşi doğum yapmış bir adama bebeğini müjdeleyen ebenin > >heyecanı vardı. "Kâmil Usta! Müjdemi isterim! Senin yavru cepheden > >dönmüş!" Tüm personel kalfanın ne söylemek istediğini anlamıştı. > >Kısa bir süre için işler durdu. Hepsi sandıkların olduğu kısma > >koşturarak kovanın üstündeki yazıyı okumak için toplandılar. Tabii ki > >bu şeref Kâmil Ustaya aitti. Yüksek sesle Ethem Çavuşun notunu okudu. > >Atölyede bir bayram havası esmişti. Tüm çalışanlar, Kâmil Ustayı yeni > >baba olmuş biriymiş gibi kutluyor, hayır dualar ediyorlardı. > > >Ustalar, iş tezgâhlarından birinin başında toplandılar. Kâmil Usta > >kovanın ağzının eğilen yerlerini düzeltip özenle kapsülünü yeniledi. > >İçine barutunu doldurduktan sonra yeni bir çekirdeği kovanın ağzına > >oturttu. Mermi hazır olunca, Ethem Çavuşun kovanın içinde geri > >yolladığı çelik kalemi yeni bir çaputla merminin üzerine sardı. > >Kundaklanmış mermiyi şefkatle tutarak yeni doldurulan bir sandığa > >yatırdı. Çalışanlar hep bir ağızdan "Allah kavuştursun" diyip > >işlerinin başına döndüler. Kâmil Usta, halen açık duran sandığa > >yatırdığı mermiye hüzünle bakıp "Selametle git aslanım. Allah muvaffak > >etsin. Çok bekletme bizi" dedi. > > >Kovan, Birinci İnönü savaşı sıralarında üzerindeki ilk notla Kâmil > >Ustanın eline geçtiğinde bu fikir doğmuştu. Karahisarlı Seyfi Çavuşun > >başlattığı bu geleneğin süreceğinden emin değildi; ama denemeye > >değerdi. Nitekim Aksekili Ethem Çavuş umutlarını boşa çıkarmamıştı. > >Cephede patlayan her merminin kovanı buradaki ustaların elinden > >geçtiğine göre bir aksilik olmazsa yeniden görüşeceklerdi. > > >* * * > > >Eylül 1922 - Ankara > > > >Bir buçuk yıl içinde kovan sekiz kere daha atölyeye uğradı. > >Üzerindeki mesajların sayısı da sekize ulaşmıştı. Mesaj yazanların > >sekizi de başka alay ve taburlardan farklı kişilerdi. Kovan her > >keresinde atölyedekilere daha büyük bir coşku yaşatıyor, istiklâl > >savaşının her zorlu durağından Ankara'ya barut, kan ve zafer kokusu > >taşıyordu. > > >Türk ordusunun İzmir'e girdiği gün Ankara'da bayram havası eserken > >kovan yeniden gelmiş, ama bu sefer tüm atölyeyi yasa boğmuştu. > >Kovanın içinde, çelik kalemin yanı sıra bir mektup ile bir tane de > >bakır künye vardı. Kovanın üzerine kazınmış dokuzuncu notta; > > >"Karahisarlı Seyfi Çavuş. 4. Alay 2. Tabur 8. Batarya 12 Muharrem > >1341*** Banaz" yazılıydı. Atölyedekiler mektubu açıp okumaya > >koyuldular; > > >"Bismillahirrahmanirrahim. Selamün aleyküm gayretperver ustalar. > >Allah'a şükürler olsun ki mendebur düşman kaçıyor. Muzaffer Türk > >ordusu beş gündür durup dinlenmeksizin kâfiri kovalıyor. Güzel > >İzmir'e, kalplerimizdeki imânımız kadar yakınız artık. İki gün evvel > >Banaz'daki muharebede bataryamın çavuşlarından Seyfi, kalleş düşmanın > >kurşunuyla şahadete ermiştir. Cenazesini sıhhiyecilere teslim etmeden > >önce mintanının içinde bu kovanı buldum. Malumunuzdur ki vefat eden > >neferin künyesi ailesine yollanır. Lâkin beş gün önce Karahisar'ı ele > >geçirdiğimizde, Seyfi Çavuşun ailesinin düşman tarafından > >katledildiğini öğrendik. Bu kahraman Türk evladı kederini yüreğine > >gömüp anacığını, babacığını defnedemeden düşmanın peşine düştü. Üç gün > >sonra kendisi de hakkın rahmetine kavuştu. Kovandaki yazılardan > >anladığım üzere bu topçu neferlerin bir ailesi de sizler olmuşsunuz. > >Bu sebeple Seyfi Çavuşun künyesini sizlere yolluyorum. > >Başınız sağ olsun. Hayır dualarınızı bizlerden, Fatihalarınızı aziz > >şehitlerimizden esirgemeyiniz. Hakkın rahmeti üzerinize olsun. > >Yüzbaşı Muhsin Talat. 4. Alay 2. Tabur 8. Batarya 14 Muharrem 1341 > >Salihli" > > > >Mektup bittiğinde tüm personel ağlıyordu. Atölyeye bir ölüm sessizliği > >çökmüştü. Hiç tanımadıkları halde iki satır yazıyla kardeş oldukları > >Seyfi Çavuşun ardından Fatiha okuyup amin dediler. > >Amin, işin bahanesiydi. Ellerini yüzlerine sürüp çevrelerine belli > >etmeden gözlerini silmekti dertleri. Oysa her biri bir diğerinin de > >ağladığını biliyordu. Dışarıdan gelen neşe dolu marş sesleri bile > >kederlerini dağıtamıyordu. > > >İzmir'in dağlarında çiçekler açar > >Altın gümüş orda sırmalar saçar > >Bozulmuş düşmanlar sel gibi kaçar > >Yaşa Mustafa Kemal Paşa Yaşa > >Adın yazılacak mücevher taşa. > > >Kâmil usta yutkunarak tezgâhının başına oturdu. Kovanı yeniledi ama bu > >sefer, minik iki perçinle Seyfi Çavuşun künyesini kovanın dibine > >çaktı. Yine her zamanki merasimle mermiyi kundaklayıp sandığa yatırdı. > >Oysa o mermi bir daha düşman mevzilerine gönderilmeyecekti. > > >* * * > >Ocak 1923 - Ankara > > > >Savaşın bitmesinin ardından Ankara'daki mühimmat depolarında sayım ve > >temizlik yapılıyordu. Sandıklar tek tek açılıyor, mermiler sayılıp > >yeniden sandıklanıyor, kayda geçirilip daha tertipli bir cephaneliğe > >gönderiliyordu. Teğmen Hamdi Vâsıf, Kâmil ustanın hazırlayıp > >kundakladığı mermiyi buldu. Böyle bir anının -belki de > >yıllarca- sandıkların içinde kalmasına gönlü elvermedi. Ciddi bir suç > >işliyor olmayı göze alıp mermiyi evine götürdü. Niyeti, ömrünün sonuna > >kadar mermiyi bir anı olarak saklamaktı. Öyle de oldu; ama mermi bir > >kez daha kullanıldıktan sonra Hamdi Vâsıf'ın evinde, camekânlı > >konsolun içindeki yerini alacaktı. Üstelik teğmen, bir tesadüf eseri > >merminin hikâyesini öğrenecek, bu hikâyeyi hatıratında yazacaktı. > > >* * * > > >29 Ekim 1923 - Ankara > > > >Teğmen Hamdi Vâsıf Ankara kalesine çıkan dik sokakları koşarak > >tırmanıyordu. Soğuğa rağmen kan ter içinde kalmıştı. Surlara ulaşınca > >75 mm'lik toplardan birinin yanına koştu. Yarım saat önce 20:30 > >sıralarında meclisten, cumhuriyetin ilan edildiği duyurulmuştu. 101 > >pare top atışıyla cumhuriyet kutlanıyordu ve Seyfi Çavuş'un mermisi bu > >şöleni kaçırmamalıydı. Yetmiş, belki de sekseninci atışta topçuların > >yanına ulaşabilmişti. Yüzbaşı Muhsin Talat'ın yanına giderek sert bir > >asker selamı verdi. > >"Hamdi Vâsıf Edirne! Bir maruzatım var komutanım" Yüzbaşı sorar > >gözlerle genç subaya bakıyordu. > >"Evet teğmenim? Sizi dinliyorum" > >Teğmen, üniformasının içinden mermiyi çıkarıp yüzbaşıya uzattı. > >"Yüzbirinci pareyi en çok bu mermi hak ediyor komutanım. > >Müsaadenizle bu şerefi ondan esirgemeyelim" > >Yüzbaşı Muhsin Talat gözlerine inanamamıştı. Sevinç gözyaşlarını > >tutamadı. Hamdi Vâsıf'a defalarca teşekkür ediyor, çevresindeki > >askerlere mermiyi sökebileceği bir iki alet getirmelerini emrediyordu. > >O kadar heyecanlanmıştı ki neredeyse aralarındaki rütbe farkına > >bakmaksızın genç teğmenin ellerini öpecekti. > >Mermiyi alıp çekirdeğini dikkatlice yerinden çıkardı. Kovanın tepesine > >bir bez parçası tepip iyice sıkıştırdı. Subay şapkasını çıkarıp surun > >üzerine koydu. Mermiyi şapkanın içine yatırdı. Toplar atışlara devam > >ediyordu. 82, 83, ...97, 98, 99... > >On dakika kadar sonra, atışları sayan çavuş "Yüzüncüyü attık > >komutanım" diyince, Muhsin Talat, kovanı topun yatağına kendi > >elleriyle sürerek ateş emrini verdi. Subayların kılıçlarını çekerek > >selamladığı o son top sesi Ankara'nın her duvarından yankıyıp dört > >yıllık istiklâl savaşının tüm hikâyesini anlatmıştı sanki. Rütbe ve > >mevkilerine bakmaksızın topun başındaki tüm askerler kucaklaşarak > >birbirlerini kutladı. Son olarak Yüzbaşı Muhsin Talat ile Teğmen Hamdi > >Vâsıf sarıldılar. Kovan ayaklarının dibindeydi. Yüzbaşı eğilip > >saygıyla kovanı yerden aldı. Avuçlarının yanmasına aldırmadı bile. > >Hamdi Vâsıf, yüzbaşının kovanı biliyor olmasına şaşırmıştı. Muhsin > >Talat, sorar gözlerle kendisine bakan genç subaya ötedeki, üzeri son > >baharın son kır çiçekleriyle ve iki küçük Türk bayrağıyla süslenmiş > >masayı işaret etti. > >"Gelin teğmenim. Bizim çocuklar çay demlemiş. Çay içip sohbet edelim. > >Size kovanın hikâyesini bildiğim kadarıyla anlatayım ve sizin > >hikâyenizi dinleyeyim" > > >Dört gün sonra kovan, Millet Bahçesinde bir tahta masanın üzerindeydi > >ve çevresinde üç adam oturmuş sohbet ediyorlardı. > >Yüzbaşı Muhsin Talat, Teğmen Hamdi Vâsıf ve Kâmil Usta. O gün > >aralarında bir karar aldılar. Kovanı her yıl cumhuriyet bayramında > >değiş tokuş etmek üzere nöbetleşe saklayacaklardı. Kovanın nihai > >sahibi, içlerinde en son ölen kişi olacaktı. 1936 yılında Kâmil > >ustanın ve 1942 yılında Muhsin Talat'ın vefat etmesiyle kovan Hamdi > >Vâsıf Gazikovan'a kaldı. > > >1934'deki soyadı kanununda bu üç adam da "Gazikovan" soyadını > >almışlar, kovanın aracılığıyla isim kardeşi olmuşlardı. Aralarındaki > >ülkü kardeşliği ise zaten yadsınamazdı. "Kovan" sözcüğü insanlarda > >"Kovalayan" anlamını çağrıştırıyordu. Bu yüzden üç adam da > >soyadlarının anlamını sorana sormayana, hikâyeyi heves ve gururla > >anlatıyorlardı. > > >* * * > > >Temmuz-2005 İstanbul > >Gazikovan ailesinin evi > >"Alooo! İyidir kanki yaa nolsun! Siz ne ayardasınız? Bizim valide > >sultan akşam akşam iş çıkardı başıma... Taşınıyoruz ya; bodrumdaki > >öteberiyi toplayacakmışım. Bir sürü ıvır zıvır var. Bir hurdacı > >çağıralım dedim dinletemedim.... Ya ! Gelirim gelmesine de annem > >yaratık gibi dikilmiş başıma hareket çekiyor... Tamam baba. > >Araşırız. Baaay!" > >Evin 20 yaşındaki oğlu Sertan telefonu kapatıp annesine ters bir bakış > >fırlattı; "Ne var yaa? Ne kaynaşıp duruyon?" > >"Doğru konuş yırtarım ağzını. Bodrumu toplamadan hiçbir yere > >gidemezsin" > >"Tamam yaa! Toplayacağız işte" > >"Hadi sallanma" > >Sertan karanlık ve nem kokan bodrumun ışığını yakıp ayaklarının > >dibinde yığılı karton kolilere sıkı bir tekme savurdu. Nereden > >başlayacağını bilmez bir halde kolilere bakarken bir tanesini sinirle > >tepetaklak etti. Koliden dökülenlerin en üstünde sedef kakmalı ahşap > >bir kutu gözüne çarptı. Kutuyu açıp içindeki kovanı çıkardı. Bir süre > >üstündeki Osmanlıca yazıları inceledikten sonra kutudaki meşin kaplı > >defteri eline aldı. Mürekkepli kalemle muntazam bir yazıyla > >doldurulmuş defteri okumaya koyuldu. Neyse ki defterdeki yazılar Latin > >alfabesiyle yazılmıştı; > >"Evlatlarım, torunlarım! Bu kovan şanlı bir tarihin tezahürüdür. > >Üzerinde yazanları yeni alfabemizle bir arka sayfaya not ettim. Bu > >defterdeki hikâye ve kovan, sizlere intikal ettirdiğim en kıymetli > >mirâsımdır. Sakın ola ki yitirmeyin ve satmayın. Kıymet bilmezlerin > >himâyesine vermeyin. Gerekli hürmeti ondan esirgemeyin. Evinizde, > >vatan kadar kutsal yegâne varlık varsa o da bu emanetimdir. Hakkın > >rahmeti ve inâyeti üzerlerinize olsun. Babanız, dedeniz, Emekli Albay > >Hamdi Vâsıf Gazikovan. 29 Ekim 1953" > > >Hamdi Vâsıf ve eşinin 1956 yılında bir deniz kazasında ölmelerinin > >üzerine eşyaları, acılı aileye yardım etmek isteyen konu komşu > >tarafından toparlanıp oğulları Şerif ve kızları Hamiyet'in evlerine > >götürülmüştü. İşe yarar eşyalar iki evde kullanılırken, kutuların çoğu > >yıllar boyu hiç açılmamış, bodrum katlarda neredeyse çürümeye terk > >edilmişti. Babasının kovan hakkındaki hikâyesini defalarca dinlemiş > >olan Şerif Bey, bir yığın eşyanın arasından kovanı bulup çıkarmaya > >üşenmiş, her aklına geldiğinde bir sonraki sefere ertelemişti. Lâkin > >kovan gün yüzüne çıkamadan Şerif bey de Hakkın rahmetine kavuştu. > >Ardında, hikâyeyi önemsemeyecek kadar az bilen iki evlat bırakarak. > >Hamdi Vâsıf'ın bu en değerli mirasına elli yıl sonra ilk dokunan, > >torununun çocuğu Sertan oldu. > > > >Genç adam loş ışıkta defterin sayfalarını hızlı hızlı çevirerek her > >sayfadan birkaç cümle okudu. Defterde yazılanlar çok da ilgisini > >çekmemişti. O sırada çalan cep telefonunu yanıtladı; "Alooo! ..... > >Hadi yaa! Mega fikir!................Tamam moruk. > >Geliyorum. Bekleyin. Kızlardan kimler var?................Uff! > >Kadroya bak! Pelin'e dokunanı yakarım bilmiş olun" > >Elindeki kovanla defteri duvarın dibine doğru fırlatıp bir küfür > >savurdu "Ulan başlarım kovanınadaaaa, defterine deee!" . Söve saya > >merdivenleri çıktı. Annesinin bağırtılarını kulak arkası ederek kapıyı > >çarpıp kendini sokağa attı. Alemlere akmaya gidiyordu. > > >Bir hafta sonra hamallar Gazikovan ailesinin eşyalarını Sarıyer'deki > >yeni evlerine indirirken, Maltepe belediyesinin temizlik işçileri ise > >boş evin önündeki karton kutuları çöp arabasına yüklüyorlardı. > >Aracın hidrolik presi tıslayarak kutuları hazneye sıkıştırırken > >yükselen çatırtılar, bir milletin kadir bilmezliğine yakılmış ağıt > >gibiydi. Çatırdayan, kovanın sedef kakmalı tabutu değildi tabii ki. > >Cumhuriyetin yitirilen ruhuydu. Mustafa Kemal'in tüm kötülükleri, > >cehaleti, geriliği ve aczi içine hapsedip kilitli bir şekilde > >milletine emanet ettiği Pandora kutusuydu. Çeyrek asır süren bir > >diriliş efsanesinin, yarım asır daha sonra gördüğü muameleye > >isyanıydı. Ve hatta, Sertan'ın yaşındayken şehit olan Karahisarlı > >Seyfi Çavuş'un kemikleriydi. > > > > >Sevgiyle kalin.. Sertan gibi evlatlarımız olmaması dileğiyle... ALINTI[/I]

BEDAVA MILYONLARCA LİSELI GENÇ KIZ MSN ADRESI.!!!

- Konular -

 

Rastgele Bismirrahirahmanirahim (bakın derim
celal ve hanımı kopmaca yığılmaca dağıldım resmen :D
sizde böyle imza yapmak istermisiniz
NAZIK HANIM
Bilgisayarınızda Biriken Geçmişinizi Silin
hep küçük şeylerle mutlu oldum
Aşkımızı Öldürmeyelim
BirkaC Besiktas resimlerii :)
Birakip Da Gİdene
bakalım hangi burçtan ne kadar üyemiz var
Öpüşme şekilleri..(+16)
Ultimate Spider-Man
 

evden eve nakliyat - site ekle - emo resimleri - dizi izle - cep telefonları - forum - yeni siteler - site ekle - youtube forum - eart
© Copyright MaxiSohbet.NET  Web Sitesi 2006 - 2008


eXTReMe Tracker