ÇİÇEK FALI
Issız bahçenin çiçeğiyim
Solgun yüzüm güneşe uzanır
Mevsimler gelir geçer yanımdan
Kokum zamana karışır
Yanıbaşımda yaban otları biterken
Sessizlik bulaşmış rüzgarlara
Su üstünde nilüferler açarken
Umutlar bağlandı yapraklarıma
Renkleri sürerdim toprağa
Dalımdan koparılıp ele alındım
Uzanan bir el gibi geldi ölüm
Baharı yaban otlarına bıraktım
Seviyor sevmiyor derken
Dağıldı yapraklarım ellerinde
Sevmiyormuş meğer aşk yalan dedi
Gök gürledi gözlerinde
ÇİROZNAME...
Beyaz, kocaman bir duvar, çıplak mı çıplak
Üzerinde bir merdiven, yüksek mi yüksek
Duvar dibinde bir çiroz, kuru mu kuru.
Bir herif geldi, elleri kirli mi kirli
Tutmuş bir çekiç bir çivi, sivri mi sivri
Bir büyük yumak da sicim, zorlu mu zorlu.
Çıktı merdivene derken, yüksek mi yüksek
Mıhladı sivri çiviyi, tak tak da tak tak
Duvarın ta tepesine, çıplak mı çıplak.
Attı çekici elinden, düş Allah'ım düş
Taktı çiviye sicimi, uzun mu uzun
Astı ucuna çirozu, kuru mu kuru.
İndi merdivenden tekrar, tıkır da tıkır
Sırtında çekiç merdiven, ağır mı ağır
Çekti gitti başka yere, uzak mı uzak.
O gün bugündür çirozcuk, kuru mu kuru
Mezkür sicimin ucunda, uzun mu uzun
Nazikçe sallanır durur, durur mu durur.
Ben bu hikayeyi düzdüm, basit mi basit
Kudursun bazı adamlar, ciddi mi ciddi
Ve gülsün diye çocuklar, küçük mü küçük.
ÇİTLEMBİK
Mutlu olmaz ama
Hayal kurar Çitlembik
Bir zalimin elinde
Yanar durur Çitlembik
Yıkılmış hayalleri
Umut arar Çitlembik
Maziyi aralar da
Kimi arar Çitlembik
Çitlembik kara kaşlı
Çitlembik kara gözlü
Çitlembik karabahtlı
Karalar bağlar Çitlembik
Yıllar sonra nihayet
Yüzünü gördüm Çitlembik
Gülen yüzünde yazık ki
Hüzünü gördüm Çitlembik
Ağır yürür Çitlembik
Mahzun durur Çitlembik
Gözyaşı dökmese de
İçten ağlar Çitlembik
Çitlembik kara kaşlı
Çitlembik kara gözlü
Çitlembik karabahtlı
Karalar bağlar Çitlembik
Yüreği engin Çitlembik
Kocası zengin Çitlembik
Önceden şen idi
Şimdi dingin Çitlembik
Rüzğarlarda savrulur
Yaman saçların Çitlembik
Kor ateşte kavrulur
Aman yüreğin Çitlembik
Çitlembik kara kaşlı
Çitlembik kara gözlü
Çitlembik karabahtlı
Karalar bağlar Çitlembik
çıkmaz yol
Bir çıkmaz yol gibidir hayatım...
Hayatın ağır yükü omuzlarımda
Adımlarım titrek ve yorgun
Kan değil biliyorum, dolaşan damarlarımda
Çehrem gençliğe küskün ve solgun
Bir çıkmaz yol gibidir hayatım...
Hesap soran var, tutup ta yakamdan
Hakkın mı var da yaşıyorsun! diye?
Sormadan, ümitle süslediğim dünyamdan
Haykıran var; her soluğunda suçlusun! diye
Bir çıkmaz yol gibidir hayatım...
Bir bataklık ki, çırpındıkça batıyorum
Ne bir ümit, ne bir dilek, ne bir gaye
Bir feryat ki yalnızlığımda; haykırdıkça kayboluyorum
Soruyorum şimdi kendime; ‘Hey serseri nereye
ÇAĞDAŞLAŞMA YOLUNDA
Bir ses akisleniyor içimizde
Çağdaşlaşma yolunda anlayarak ve hissederek
Mustafa Kemal’i…
Bizi geleceğe taşıyarak ince ve uzun bir yolda
Barış çizgisinde…
Her adımda bir meşaleyle duygulandıran bir ses…
Yaşadığımız,
Uğrunda can verdiğimiz
O’nunla dopdolu bir barış ülkesi…
Bugün yine güneş yerine
Mustafa Kemal doğuyor…
Cumhuriyet ;
Bahçemizin narin bir çiçegi
Geçmişimizle
Yurdumuzu yasatan hepimizin geleceği
Düşlerimizin süsü…
Seksen yıl öncesinden
Aydınlıklar saçarak gelen bir ses...
Bugün yine güneş yerine
Mustafa Kemal doğuyor…
Çevremizde uzun namlulu korkular varken bile
İhanet çemberlerini kıra kıra
Düşüyor her yere O’nun gölgesi…
Seksen yıl sonra
O’nunla hür, O’nunla aydınlık
İçinde yaşadığımız
Özgürlükler beldesi...
Bugün yine güneş yerine
Mustafa Kemal doğuyor…
CAM ARKASI IŞIKLAR
Camların ardında bekleyen sılam!
Pencere sensin, ışık ve hayat!
Dostlar,dostluklar yüzünü özler,
Kapatma perdeleri, pencereni aç!
Geceye yağmur yağdıkça açar;
Işık çiçekleri,
Sende, odanda.
Karanlık ışığa hükmedemez ki,
Karanlık çoğaldıkça açar ışıklar.
Sen bir baharsın,gündüz ve güneş,
Özlenen,beklenen gökkuşağımsın.
Renklerin aksetmiş ta gözlerime!
Ardına düştüğüm pembe sılamsın....
Can Suskun Canan Suskun
Yüzünü görmeyen gözlerime bak
Gözlerim matemlerde sözlerim suskun
Ellerini tutmayan ellerime bak
Parmaklarım sürgünde hislerim suskun . . .
Azıcık aklım vardı o da tükendi
Seni görmeyen gönül sana gücendi
Oysa gelirsin diye nasıl süslendi
Üstümde elbisemle yüreğim suskun . . .
Yollar virane kaldı maltalar kırgın
Bahçede ki yosunlar serçeler dargın
Koğuşun ranzaları duvarlar azgın
Yastıkta ilk mektubun son faksın suskun . . .
Vuslat diye hasreti içtim günlerce
Hasret diye vuslatı kustum günlerce
Sen muamma olmuşsun sözler bilmece
Voltada ki ben suskun şiirim suskun . . .
Canımın şah damarı yara içinde
Seni bekleyen gönül umut peşinde
Tükenen aciz beden ölüm göçünde
Can suskun . . . canan suskun . . . Azrail suskun . .
Canım, Sevdiğim, Aşkım...
Bu duvarlar yetmiyor bizi ayırmaya bilesin...
Bu parmaklıklar, bu demir kapılar, bu hava, inan...
Bazen bir yumrukta yıkacak kadar güçlü,
Bazen bir serçe kadar güçsüzsem, bir nedeni vardır...
Hangi zorluğu yenmemiş insanoğlu.
Hele taşıyorsa içinde bu insanca sevgiyi.
Güzel günler zorlu duraklardan geçer sevdiğim.
Damla damla birikiyor insan.
Damla damla sevgili...
Bir gün akıp gideceğiz hayata...
Duvarlar yıkılacak, açılacak bütün kapılar bilesin.
Benim yüreğim sensin şimdi, seni vurur durur...
Ve yine damla damla çoğalıyorsun içimde
ÇANAKKALE ŞEHİTLERİNE
Şüheda gövdesi, bir baksana dağlar taşlar...
O, rûkü olmasa, dünyada eğilmez başlar,
Vurulmuş temiz alnından uzanmış yatıyor;
Bir hilâl uğruna ya Rab, ne güneşler batıyor!
Ey, bu topraklar için toprağa düşmüş, asker!
Gökten ecdâd inerek öpse o pak alnı değer.
Ne büyüksün ki kanın kurtarıyor Tevhid'i...
Bedr'in aslanları ancak, bu kadar şanlı idi...
Sana dar gelmeyecek makberi kimler kazsın?
"Gömelim gel seni tarihe!" desem, sığmazsın.
Herc u merc ettiğin edvara ya yetmez o kitab...
Seni ancak ebediyyetler eder istiab.
"Bu, taşındır" diyerek Kabe'yi diksem başına;
Ruhumun vahyini duysam da geçirsem taşına;
Sonra gök kubbeyi alsam da, rida namiyle,
Kanayan lahdine çeksem bütün ecramiyle;
Mor bulutlarla açık türbene çatsam da tavan;
Yedi kandilli Süreyya'yı uzatsam oradan;
Sen bu avizenin altında, bürünmüş kanına,
Uzanırken gece mehtabı getirsem yanına,
Türbedarın gibi ta fecre kadar bekletsem;
Gündüzün fecr ile avizeni lebriz etsem;
Tüllenen mağribi, akşamları sarsam yarana...
Yine bir şey yapabildim diyemem hatırana.
Sen ki, son ehl-i salibin kırarak savletini,
Şarkın en sevgili sultanı Selahaddin'i,
Kılıç Arslan gibi iclaline ettin hayran...
Sen ki İslam'ı kuşatmış, boğuyorken hüsran,
O demir çemberi göğsünde kırıp parçaladın;
Sen ki, ruhunla beraber gezer ecramı adın;
Sen ki; a'sara gömülsen taşacaksın... Heyhat,
Sana gelmez bu ufuklar, seni almaz bu cihat...
Ey şehid oğlu şehid, isteme benden makber,
Sana ağuşunu açmış duruyor Peygamber.

BEDAVA MILYONLARCA LİSELI GENÇ KIZ MSN ADRESI.!!!
- Konular - 
|