VARLIKLAR ALEMİ
Duyularımızla algıladığımız varlık türleri olduğu gibi, hissetmediğimiz ve görmediğimiz varlıklar da vardır.
Cenab-ı Allah bu kainat içerisinde binlerce varlık yaratmıştır. Her bir varlığı tanıması içinde insana birçok duyu yetisi vermiştir. Ancak bu yetilere de doğalarına uygun sınırlamalar getirmiştir. Örneğin, gözümüzün görebilmesi, kulağımızın duyabilmesi için nesnelerin ve seslerin insanın duyma yetisinin alt ve üst sınırı içinde olmalıdır. Bulunması gerektiğinden daha uzaktaki ve daha yakındaki nesneler görüş alanımızın dışına çıkar. Kulak için de durum aynıdır. yani duyabileceğimiz sesler duyum eşiğinin alt ve üst sınırının içinde olanlardır. Beş duyu dediğimiz bu yetilerden dil tatma duyumuzu, burun koku alma duyumuzu, deri dokunma duyusunu alabilmemiz için verilmiştir. Önümüze ve çevremize bakmamız gerektiğinde gözümüzü, yemeğin tadına bakmamız gerektiğinde dilimizi, sesleri duymamız gerektiğinde kulaklarımızı kullanırız. Öyleyse her varlık evreninin görülmesi, kavranması ve bilinmesi çeşitli yollarla olur.
Beş duyumuzla algılayamadığımız başka varlık türleri de vardır. Başta Allah’ın varlığı olmak üzere aklımız, ruhumuz, duygu dünyamız, yani üzüntü ve sevinçlerimiz, sevgi ve kinlerimiz, kıskançlık ve tutkularımızın yanında manevi varlıklar dediğimiz melekler, cinler bizim duyularla algılama gücümüzün dışındadır. Örneğin, bir annenin şefkat göstermek için katlandığı fedakarlık duygusu gözle göremediğimiz bir duygudur. İnsanların duyularla algılanamayan ancak hissedilen bir duygu dünyası da vardır. duygu dünyamızı anlamada ruh etkin rol oynar. Allah’ın var olduğunu duygu ve aklımızla biliriz. Göz bakmakla, dil tatmakla, kulak duymakla algılar. Akıl ise düşünmekle kavrar. Bir masaya bakarak ustasının, tabloya bakarak ressamının, bir binaya bakarak mimarının olduğunu akıl vasıtasıyla bilebiliriz. Öyleyse bu büyük ve görkemli evrene bakarak da onun yaratıcısı olan Allah’ı bilebiliriz.
MELEKLER
Melekler, Allah’ın nurdan yarattığı yüce varlıklardır. Duyu organlarımızla algılayamadığımız, devamlı Allah’a ibadet eden, nurani varlıklardır. Hiçbir zaman Allah’a isyan etmezler. Allah’ın yarattığı gaye için çalışırlar. Kur’anı Kerim’de meleklerle ilgili birçok ayet vardır. onlar, insan gibi maddi varlıklar olmadıkları için yaşamları da insanlarınkine benzemez. Maddenin yapısıyla ilgili hiçbir kayıt ve sınırlamalar bunlar için söz konusu değildir.
Meleklerin özellikleri ve görevleri
Meleklerin özelliklerini şu şekilde sıralayabiliriz:
a- Melekler nurdan yaratılmış yüce varlıklardır. Onların, insanlar gibi erkeklik, dişilik, gençlik, yaşlılık özellikleri ve yemek, içmek ve evlenmek, uyumak yorulmak gibi ihtiyaçları yoktur.
b- Melekler isyan etmezler. Allah, kendilerine ne emretmişse onu eksiksiz olarak yerine getirirler. Bu konuda Kur’anı Kerim’de şöyle bildirilmektedir. “Allah’ı kendilerine buyurduğuna karşı gelmeyen ve emredildiklerini yapan melekler vardır.”
c- Melekler çok sür’atli, güçlü ve kuvvetlidirler. Kendilerin özgü kanatları olup, bir anda yerleri ve gökleri dolaşacak güçtedirler. Onların gerçek niteliklerini ancak Allah ve onları gören peygamberler bilirler. Kur’anı Kerim’de bununla ilgili şu ayetler vardır: “Gökleri ve yeri yaratan, melekleri ikişer, üçer, dörder kanatlı elçiler yapan Allah’a hamt olsun.”, “Melekler ve Ruh (Cebrail), oraya, miktarı (dünya senesiyle) elli bin yıl olan bir günde yükselip çıkar.”
d- Melekler farklı şekillerde görünebilir. Örneğin, Cebrail, Hz. Meryem’e bir insan, Peygamberimize bir sahabi şeklinde görünmüştür.
e- Melekler gözle görünmezler. Onların gözle görünmeleri insan gözünün onları görecek yetenek ve kapasitede yaratılmadığındandır. Hadisler, peygamberlerin, melekleri asıl şekilleriyle, insanların ise onları farklı şekillerde gördüklerini bize bildirmektedir. Örneğin, “Cibril hadisi” diye bilinen olayda sahabiler Cebrail’i yaşlı bir yolcu şeklinde görmüşlerdir.
f- Melekler’de insanlar gibi, geleceği bilmek anlamında olan gaybı bilmezler. Çünkü gaybı sadece Allah bilir. Ancak Allah tarafından kendilerine bir şey bildirilirse o zaman bilebilirler. Kur’anı Kerim’de “De ki: Göklerde ve yerde, Allah’tan başka kimse gaybı bilmez.” Buyrulduğuna göre melekler de gaybı bilmezler: “... (Melekler): Ya Rab! Seni noksan sıfatlardan tenzih ederiz, senin bize öğrettiklerinden başka bizim hiçbir bilgimiz yoktur.” Ayetinde ise meleklerin ancak kendilerine bildirilenleri bileceklerini anlıyoruz.
Meleklerin sayıları hakkında kesin bir bilgi bulunmamakla beraber sayıları çoktur. Bilinen belli başlı meleklerin görevlerini şöyle sıralayabiliriz:
Cebrail, dört büyük melekten biridir. Peygamberlere, Allah tarafından vahiy getirmekle görevlidir. Cebrail, meleklerin en büyüğü ve en üstünüdür. Allah’a manevi yönden en yakın olanıdır. Mikail ise, evrendeki tabii olayları ve doğayı yönetmekle görevlidir. Dört büyük melekten biri olan İsrafil Sur’a üflemekle görevlidir. Birinci üflemede kıyamet kopacak, ikincisinde Allah’ın izniyle tekrar dirilme olacaktır. Azrail’de dört büyük melekten biridir. Görevi ölüm sırasında canlıların ruhunu almaktır.
Yazıcı melekler: İnsanın yaptıklarını yazmak için insanın sağında ve solunda bulunan bir melektir. Sağdaki melekler insanın iyiliklerini, soldaki ise kötü iş ve davranışlarını yazmakla görevlidir. Kıyamet gününde bu iki melek, insanın yaptıklarına şahitlik edeceklerdir. Kur’an da bu melekler hakkında şöyle denmektedir. “İki Melek (insanın) sağında ve solunda oturarak yaptıklarını yazmaktadırlar.”
Sorgu Melekleri: Ölümden sonra kabirde sorgu ile görevlidirler. Bu melekler, “Rabbin kim? Peygamberin kim? Dinin ne?” gibi sorular soracaklardır.
Taşıyıcı melekler: Arşı taşımakla görevli olup aynı zamanda Allah’ı tespih ederler.
Bu saydığımız melekler dışında, çok farklı görevleri olan sayamayacağımız kadar melek çeşidi vardır. örneğin; bazı melekler cennet ve cehennemde görevlidirler. Bazı melekler ise, sadece Allah’ı tespih ve zikretmekle meşguldürler.
Melekler iyiliğin ve güzelliğin sembolüdür
Yaratılmış ne kadar melek varsa hepsi sadece iyilik için vardır. onlar vazifesini yapar ve devamlı hayır ve güzel şeyleri yapmak için insanları yönlendirirler. İnsanın iyiliği ve affedilmesi için Allah’a dua ederler. İnsanların güzel yolda yürümesine, yanlışlıklardan sakınmasına yardımcı olurlar. Çünkü melek, insanın içindeki tabii istekleri, özdeyişleri iyilik tarafına çeken, hayır ve faziletli işlere çağıran varlıklardır. Melekler bu güzellikleri yaptıkları için iyiliğin sembolüdür. Ne kadar iyilik ve güzellik varsa meleklerin özelliklerindendir.
Meleklere iman, imanın şartlarındandır
Meleklere inanmak imanın şartlarından ikincisidir. Meleklere imanla ilgili Kur’anı Kerim’de çok ayet vardır. onun için meleklere iman farzdır. Onları inkar etmek insanı Müslümanlıktan çıkarır. Yüce Allah şöyle buyurur: “... asıl iyilik o kimsenin yaptığıdır ki, Allah’a, Ahiret gününe, meleklere, kitaplara ve peygamberlere inanır.”
Yine Kur’anı Kerim’de “Kim Allah’ı, meleklerini, kitaplarını, peygamberlerini ve kıyamet gününü inkar ederse tam manasıyla sapıtmıştır.” Buyrulur.
Meleklere iman etmemek, dolaylı olarak vahyi, peygamberleri, peygamberlerin getirdiği kitapları ve tebliğ ettiklerini de inkar etmektir. Çünkü dinle ilgili hükümler, peygamberlere melekler aracılığıyla indirilmiştir. Allah bu konuda şöyle buyurur: “Zira kim Allah’a, meleklerine, peygamberlerine, Cebrail’e ve Mikail’e düşmanı olursa bilsin ki Allah da kafirlerin düşmanıdır.”
Meleklere iman, davranışların güzelleşmesine katkıda bulunur
Meleklere inanan kişi, kendi içindeki hayra ve güzelliğe çağıran sesin meleklerden olduğunu bilir. Ona uyarsa her zaman güzel işler yapmış olur. Çünkü meleklerin bu sesi, insanı hep güzel olan şeylere yönlendirir.
Meleklere iman ettiğimiz için meleklerdeki yüksek özelliklere özeniriz. İman edip ibadet etmek, iyiliği ve güzelliği istemek ve başkalarını da iyiliğe yönlendirme konusunda çaba sarf ederiz.
Meleklere iman eden kimseler gizli ve yüce varlıklar olan yazıcı meleklerinin gözetimi altında olduğunu bilir. Çünkü bu melekler, insanı yaptığı her işi bir film gibi kaydederek ahirette onlara şahitlik edecektir. Bu bilinçte olduğumuzda her an iyi ve güzellikleri yaşamayı kendimize ilke edinmiş oluruz.
Meleklere iman etmek, insanın zor ve sıkıntı anlarında ümidini yitirmesini önler. Çünkü, onların bize Allah’ın izniyle yardım edeceğini biliriz.
Meleklere inanmanın ve o şuurla hareket etmenin verdiği güzel ahlak ile insanlar arsında iyi bir yere sahip oluruz. Elde ettiğimiz bu güzel huylarla başka insanlara da örnek oluruz. Bu bilinç, hem bireysel hem de toplumsal olarak insanlar üzerinde olumlu sonuçlar doğurur.
Kutsal kitabımıza göre cinler
Cinler de melekler gibi görünmeyen ve duyu organlarıyla algılanmayan varlıklardır. Cinlerin varlıklarını ve özelliklerini Kur’an’dan ve hadislerden öğreniyoruz. “Gizli ve örtülü varlık, görünmeyen şey” anlamına gelen cinler ateşten yaratılmışlardır. Çeşitli şekillere girebilen ve ruhani varlıklar olan cinleri göremeyişimizin nedeni, gözümüz için görme sınırının dışında bulunmasından dolayıdır. Melekler gibi cinler de gaybı bilmezler. Yani gelecekten haber vermek, daha meydana gelmemiş olayları ve insanları geleceğini bilmeleri mümkün değildir. Bu konuda Kur’an Kerim şöyle der: “Süleyman’ın ölümüne hükmettiğimiz zaman, onun öldüğünü, ancak değneğini yiyen bir ağaç kurdu gösterdi. (Sonunda yere) yıkılına anlaşıldı ki cinler gaybı bilselerdi, o küçük düşürücü azap içinde kalmazlardı.
Bu ayetten, cinlerin hiçbir şekilde geleceği ve gaybı bilemeyeceğini öğrenmekteyiz. Çünkü, Hz. Süleyman, cinleri çalıştırırken yanlarında öldüğü halde onlar bilememişlerdir. Öyleyse cinlerin, geleceği bildiğini iddia etmek tamamen asılsız ve yalandır.
Cinler, insanlar gibi iman etme ve ilahi emirleri yerine getirmekle görevlidir. Bu konuda, Yüce Allah “Ben cinleri ve insanları ancak bana ibadet etsinler diye yarattım” buyuruyor. Cinlerin de peygamberi olan Hz. Muhammed, İslam’ı onlara da anlatmış, onların bir kısmı kabul etmiş bir kısmı ise kabul etmemiştir. “Ey cin ve insan topluluğu! İçinizden size ayetlerimi anlatan ve bu günle karşılaşacağınıza dair sizi uyaran peygamberler gelmedi mi?” ayeti bu konuyu açıklamaktadır.
Kur’anı Kerim’de, cinlerden bahseden ve 28 ayetten oluşan Cin suresinde, cinlerin çeşitli gruplara ayrıldığında söz edilmektedir. Bir kısmının iman edip kurtuluşa erdiği, bir kısmını da iman etmeyip cehennemlik oldukları belirtilmektedir. Bu konuda, Kur’anı Kerim, “İçimizde, (Allah’a) teslimiyet gösterenler de var, hak yoldan sapanlar da var. (Allah’a) teslimiyet gösteren kimseler, doğru yolu arayanlardır. Hak yoldan sapanlar, cehenneme odun olurlar.” Buyurmaktadır.
Cinlerde tıpkı insanlar gibi yerler, içerler, evlenir ve çoğalırlar. Cinlerin de erkeklik ve dişilikleri vardır. Onlar da doğar, büyür ve ölürler,i fakat onların ömrü insanlarınkine göre çok uzundur.
Cinlerle ilgili batıl inançlar
Cinleri; her şeyi bilen, her şeye gücü yeten, insanlardan üstün yetenekli kullar olarak görmek yanlıştır. Normalde cinlerin insanlara zarar vermesi söz konusu olmadığından cinlerden korkmaya gerek de yoktur. Onlar da Allah’ın yarattığı kullardır. İnsanlar gibi onların da iyisi ve kötüsü vardır. fakat, istedikleri zaman, insanlara zarar vermeleri diye bir şey yoktur. Çünkü, Allah’ın izni olmadan bir varlık başka bir varlığa zarar veremez.
Toplumda, cinlerin her zaman insanlara zarar vereceği ve cinlerle evliliğin mümkün olduğu inancı gibi birçok yanlış inanış vardır. Ne Kur’an’da ne de hadislerde böyle bir şey bize bilgi olarak ulaşmamıştır. Cinlerin yeme, içme, doğma, ölme ve evlenme gibi özellikleri vardır. fakat bu konuların, insanlarla hiçbir ilgisi yoktur. Onların varlık alemi farklı olduğu için genelde insan ve toplum yaşa(**YASAK KELIME)na etki edemezler.
Ruh çağırma
Ruh çağırma, halk arasında yaygınlaşan ancak yanlış anlaşılan bir olgudur. Ruhun varlığını kabul eden fakat hakkında sapık ve gerçek dışı bir anlayışa sahip olan kimseler, ölmüş insanların ruhlarıyla ilişki kurabileceklerini iddia ederler. Böylece, gayp aleminden bilgi alınabileceğini ileri sürerler. Bunun için ruh çağırma seansları düzenlerler.
Ruh çağırmayla ilgilenenler, insanları kandırmakta ve onların cehaletlerinden yararlanarak çıkar elde etmektedirler. Ancak ruh, Allah’ın emrinde ve denetiminde olan bir varlıktır. Onun insanlar tarafında çağırılıp bazı istekleri yerine getirmesinin mümkün olduğuna inanmanın hiçbir dayanağı yoktur.
Ruhun çağrılması ya da ruhların gelmesi diye bir şey kesinlikle söz konusu değildir. Çünkü, bu dünyadan göçen insanların ruhlarının tekrar gelip buradaki insanlarla ilişki kurması imkansızdır.
Falcılık
Çeşitli olayları istediği gibi yorumlayarak konuşmaya falcılık denir. Kahin veya medyum denen kişiler sözde gelecekten haber verdiklerini iddia ederek bu işi yapmaktadırlar. Geleceği sadece Allah’ın bildiğini Kur’an bize haber vermektedir.
Medyumlara inanmak, onlara başvurmak dinimizce yasaklanmıştır. Medyumun söylediklerinin çoğu uydurma ve yalandır. Ona inanıp kanan kimse, geleceğini medyumdan duyduklarına göre düzenler. Bu da kişinin tüm yaşantısını olumsuz yönde etkiler.
İslam’dan önce Araplar arsında falcılık çok yaygındır. Günümüzde de bu çeşit cahiliye adetleri değişik şekillerde görülmektedir. Birçok insan bunlara önem vererek, ümit ve geleceklerini falcılığa bağlamaktadırlar. Toplumumuzda, el ayasına, oyun kağıdına, kahve fincanına, su dolu tasa bakarak sözde gelecekten haber vermeye de falcılık denir. Bu konuda “Fala inanma, falsız da kalma” şeklinde yanlış bir deyim kullanılmaktadır. Bu işi kendilerine meslek edinenler, toplumdaki saf ve temiz niyetli insanları aldatarak kazanç elde etmektedirler.
Sihir ve büyü
Sihir kelimesi, sözlükte büyü, sebebi gizli olan ince şey, aldatma, yalan görüntü, hayal gibi anlamlara gelir. Sihir ile büyü eş anlamlıdır. Sihir aynı zamanda şeytana yakınlık, onunla yardımlaşma sonucu ortaya çıkar. Bu sebeple sihirle uğraşmak dinimizce haramdır. Kur’anı Kerim’de sihirle uğraşanların, büyücü ve sihirbazların büyük günah içinde oldukları anlatılır. Sihir ve büyü, aldatma ve yalan olduğundan bununla uğraşmak günah sayılmıştır.
Kur’anı Kerim’de, “Düğümlere nefes eden büyücülerin şerrinden Allah’a sığınırım, de.” Buyrulmakta, büyünün kötülüğünden bahsedilmektedir. Peygamberimiz de bu konuda şöyle der. “Bir düğüme üfüren sihir yapmış olur. sihir yapan da şirket (Allah’a ortak koşmak) girer.”
Sihir ve büyü, insana yönelik olarak doğaüstü gizli güçlerin yardımı ve aracılığıyla belli bir maksadı gerçekleştirmek için uygulanan ve etkili olduğu kabul edilen bir iştir. Bu olay, İslam’ın kesin olarak yasakladığı bir inanç ve işlem bir şeyin ve olayın gerçekliğinden uzak olarak başka bir halinin gösterilmesidir.
Allah inancının ve sağlam düşüncenin zayıfladığı dönemlerde daha çok rastlanan sihir, bazı toplumlarda dini törenlerde bir inanç haline getirilmiştir. Bunun içinde birçok sihirbaz ve kahinlerin sözleri geçerli kabul edilmiştir. İslam’ın sihirbaz ve kahinleri kötülemesi ve kınaması, insanları basit inanç ve düşüncelerle oyalayıp onları gerçek Allah inancından uzaklaştırarak ilkel ve akıl dışı anlayışlara sürüklemelerini engellemek içindir.
Sihirbaz ve büyücülere karşı özellikle Felak ve Nas surelerini okuyarak Allah’a sığınmalıyız. Peygamber Efendimizin duaları ve Kur’an’daki şeytandan korunmayla ilgili ayetleri okumalıyız.
ŞEYTAN
Şeytan, gözle görmediğimiz fakat varlığı kesin olan bir cin türüdür. Devamlı azgınlık ve kötülükte ileri giden, isyan eden ve insanları saptırmaya çalışan bir cindir. Diğer adı iblistir.
Şeytan, Allah’a isyan eden bir cin olduğu için kıyamete kadar lanetlenmiştir. Kur’anı Kerim’de “Hani biz meleklere (ve cinlere): Adem’e secde edin, demiştik. İblis hariç hepsi secde ettiler. O yüz çevirdi ve büyüklük tasladı, böylece kafirlerden oldu.” Buyrulmaktadır. Başka bir ayette ise “... İblis cinlerdendi. Rabbi’nin emrinden dışarı çıktı.” Denilmektedir.
Şeytan ateşten yaratılmış olup, Adem’den bu güne değin bütün insanlara kötülükleri, kürür ve günahları güzel gösterip, onları doğru yoldan çıkarmaktadır. Kur’an’da şeytanın insan için apaçık bir düşman olduğu belirtilmektedir. Dünyada bütün kötülükleri insanlara işlettirip, ahirette onları günahlarıyla baş başa bırakacaktır. Şeytan, insan içine hep kötü şeyleri fısıldar. Allah ise şeytana karşı, kendisine sığınmayı emreder. İnsanın doğruluklardan sapmasının en büyük sebebi şeytandır.
Şeytan kötülüğün simgesidir
Nasıl ki melekler iyiliğin simgesi ise, şeytan da kötülüğün simgesidir. İnsanın yaptığı her kötülük, onun çağrısına uymanın bir sonucudur. Şeytanın sesine sürekli kulak verip onun dediklerini yapan insan, şeytanın yardımcısı olmuştur. Şeytan, her türlü kötülük ve zararlı şeyleri insana işlettirdiği için kötülüğün simgesi olarak görülmüştür. İnsanlar, şeytanın kötülüklerinden uzak durdukça gerçeğe yaklaşmış olur.
Şeytanın Kötülüğünden korunma konusunda Kur’an’ın öğütleri
Şeytanın kötülük simgesi olduğu Kur’an ayetleriyle belirtilmiştir. Artık onun iyilik yapma imkanı kalmamıştır. Çünkü o, doğrudan Allah’a isyane tmiş, insana karşı kendini büyük göstermiş ve kibirlenerek Allah’a itiraz etmiştir. Allah da, şeytanın kıyamete kadar kötülük yapacağını ve lanetlenmiş olduğunu bildirmiştir. Şeytan hem insanları hem de cinleri saptırmaya çalışır. Yani her fırsatta kötülük yapmaya yönlendirip, günah işlemeye sevk eder. Allah ise bunun karşısında insanlara iyiliği emreder. Şeytandan uzaklaşmak ve onun vesveselerine uymamak en büyük kurtuluş yoludur. Allah, Kur’anı Kerim’de “Çünkü şeytan sizin düşmanınızdır. Siz de onu düşman sayın. O kendi taraftarlarını ancak ateş ehlinden olmaya çağırır.” Buyurmakla ondan sakınmayı istemektedir. Çünkü, insanın açık düşmanı olan şeytan, onun iyiliğini istemez.
Şeytana karşı, Allah’a içtenlikle inanıp ibadet eden ve yasakları işlemeyen kimseler için şeytanın hiçbir etkisi olamaz. Bu konuda Allah şöyle buyurur: “Benim ihlaslı (samimi) kullarım üzerinde senin (Şeytan) hiçbir ağırlığın olmayacaktır. (Onları) koruyucu olarak Rabb’in yeter.” Bu ayetten, şeytandan korunmanın ancak Allah’a karşı ibadetlerde samimi olmak ve günahlardan kaçınmakla mümkün olduğunu anlıyoruz. Ayrıca Kur’anı Kerimde “Kur’an okuduğun zaman o kovulmuş şeytandan Allah’a sığın.” Ayeti de bize bu konuda yol göstermektedir.
Şeytanın aldattığı ilk insan Hz. Adem ile Havva’dır. Onlar da şeytana bir an kanmış ve yasak olan meyveden yemişlerdir. Şeytana uyarak işledikleri bu günahın sonunda çok pişman olmuşlardır. Onların pişman olması şeytanın yaptırdığı işlerin kötülüğünün göstergesidir. Çünkü Allah, onları cennetten çıkarmakla cezalandırmıştır. Ayrıca Allah, şeytana uyanları ebedi cehenneme atacağı uyarısında bulunup ondan sakınmalarını istemektedir.
Satanizm: şeytana tapıcılık
İnanmak ve tapınmak her insanın tabiatında vardır. Allah, insanları kendine ibadet etmeleri için yaratmıştır. Fakat tarih boyunca insanlar yanlış yollara sapmış, hak olmayan saçma şeylere tapmışlardır. Güneşe, aya, hayvanlara, bitkilere hatta cansız taşlara tapanlar olmuştur. İşte bu tapınma ihtiyacını yanlış yerlerde arayan bir kısım insanlar da şeytana tapmışlar ve tapmaktadırlar.
Şeytana tapanlara satanist, tapınma düşüncesine de satanizm denir. onlara göre şeytan kötü değil, tam tersine iyi bir yaratıktır. Kötünün ve nefretin değil, güzelin ve affediciliğin simgesidir. Ayrıca şeytan, tüm zevklerin sembolüdür. Şeytana bu şekilde inanan insanlar onun emirlerini dinlerler. Şeytanın direktifleriyle iş yaparlar. Onun sözünden hiç çıkmazlar, çünkü onlara göre şeytan, kendilerinden olması gerekeni istemektedir. Halbuki şeytanın, insan için düşman olduğunu, hep kötülüğe çağırdığını Kur’an’dan öğreniyoruz. Peygamberimizin sözlerinden de şeytanla ilgili bu uyarıları görmekteyiz.
Kendini yaratan Allah’a karşı isyan eden şeytan, hiç insanın iyiliğini ister mi? Şeytanın yaptığı şey, insanları toplumdan, ailelerinden ve arkadaş çevresinden kopararak kötülükler işlettirmektir. Satanist olan kişiler genellikle gerçeği bilmeyen, cahil ve kendilerini toplumdan ayrı kabul eden gençlerdir. Çünkü, akıl, satanizmi kabul etmenin mümkün olmadığını gösterir.
Bu inanışa bağlı olan kimseler, uyumsuz, içine kapanık, dinden uzak ve isyankar tiplerdir. Bunlar genellikle sorunlu aile çocuklarıdır. İnsanlık ve iyilik adına herhangi bir inanca dayanmadıkları için her an şeytanın kendilerine işlettireceği kötülüğü yapmak için gönüllü fedailerdir. Şeytanla içten hesaplaşan bu insanlar onun fısıltısıyla en yakın arkadaşlarının canına kıyabilir. Zaten şeytanın yaptırmak istediği de budur.
Bu gibi tehlikelerden ve yanlışlardan korumak için dinimizin bildirdiği şekilde şeytanı en büyük insan düşmanı olarak görmeliyiz. Onun ruhumuzu burkmasına fırsat vermeyip şeytana tapan bu karanlık ve gizli çevrelerden de uzak kalmalıyız. Şeytanın insana verdiği zararlara ve tehlikelerin yanında Allah’ın uyarısı da bizim şeytandan uzaklaşmamıza neden olan en önemli etkendir. İbadet ve dinin güzelliklerinden yoksun olan ve yanlışlarla oyalanan bu kişilere yardımcı olmalıyız. Onları topluma kazandırmakla bu gibi tehlike ve uçurumlardan kurtarmış oluruz.
Toplumsal bir bilinçle, bu gibi yanlış ve batıl inanışlara karşı ortak tavır alıp aldatılan bu insanları kazanmalıyız. Bilinçli bireyler olarak güzel dinimizin uyarıları doğrultusunda ne kadar duyarlı olursak o derece bu gibi yanlış inanışlardan korunmuş oluruz.
NAS SURESİNİ EZBERLEYELİM VE ANLAMINI ÖĞRENELİM
Bismillahirrahmanirrahim
“Kul euzü birabbinnas. Melikinnas. İlahinnas. Min şerrilvesvasilhannas. Ellezi yüvessvisü fi sudurinnas. Minel cinneti vennas.”
Anlamı:
“De ki: İnsanlardan olsun, cinlerden olsun, insanların kalplerine vesvese veren sinsi vesvesecinin şerrinden insanların Rabb’ine, insanların tek hükümdarına ve insanların Tanrısı’na sığınırım.”
