[color=blue]Yaslanın Arkaya...Uzun Ama Okumaya Değer
Bir zamanlar ıstanbul'da bir koyda bahçe içinde bir fener vardı.
100 yıl boyunca durduğu yerden tarihe tanıklık etti, etrafa ışık saçtı.
Fenerbahçe işte o ışıktan doğdu...
ıstanbul Limanına yanaşan bir ingiliz gemisinden gururla bir adam aşağıya doğru bakıyordu. O kişi işgal kuvvetleri komutanı Charles Harrington'dı. Askeri kariyeri kahramanlıklarla dolu bir asilzade idi...
Gemiden oluk oluk ıstanbul'a boşalan askerleri izlerken mesleğinin zirvesine vardığını düşünüyordu. Daha sonra askerlerinin peşinden o da osmanlının başkentine ayak bastı. Büyük zaferi yüzünde gülücüklerle ve askerlerinin coşkulu bağırışlarıyla kutladı.
Harrington'ın askerleri önce Galata Köprüsü'nden sonra da yunan ingiliz fransız bayraklarıyla donatılan Beyoğlu'ndan geçtiler.
ıstanbul işgalin pençesindeydi!..
Harrington'dan çok önce bir başka gemi ıstanbul'a bir başka generali taşımıştı. O general boğazda demirlemiş müttefik donanmasını görünce diğer generalin aksine yüzü asılmış ve yaverine "geldikleri gibi giderler" demişti.
5 yılın sonunda işgal kuvvetleri Türkiye'den cephede ve sahada iki büyük yenilgiyle ayrılacaklardı.
Cephedeki yenilgiyi tattıran Mustafa Kemal Paşa oldu. Sahadakini ise Fenerbahçe...
1. BÖLÜM - DıRENış
21. yüzyılın başında 50.000’i aşkın insanın coşkuyla maç seyrettiği bu dev arena bundan 100 yıl önce “papazın çayırı” olarak bilinirdi. ıstanbul’da futbol o çayırlıkta doğdu!..
ıngiliz icadı bu spor ingiliz işgal kuvvetlerinden önce işgal etmişti der saadet toprağını. ıstanbul’un ilk futbol takımı ingilizlerce 1896’da kurulan Moda takımıydı. şehirdeki ilk maçlarda Kadıköy’deki kuş dilinde ve papazın çayırında çamur deryası içinde yapılmıştı.
Devir II Abdulhamit devriydi. Padişah kontrolsüz kalabalıkların neler yapabileceğini iyi bildiği için toplanmayı yasakladığı gibi müslümanları ayakla top oynamaktan da men etmişti. ılk türk futbolcusu sayılan Fuat Hüsnü hafiye takibinden kurtulabilmek için “babi” takma adıyla sahaya çıkmıştı. Daha sonra kuracağı ilk türk takımına da aynı nedenle “Black Stocking” yani “siyah çoraplar” adını taktı. Ama takımı rumlarla maç yapmaya kalkınca ihbarcılar hemen Sultan’a haber uçurdu. Bazı müslümanlar rumlarla aynı libaslar içinde karşılıklı kaleler kurmuş top atışı yapıyorlardı. II Abdülhamit topları kaleleri duyunca bunun kendisine karşı bir suikast hazırlığı olduğunu düşünüp maça baskın yaptırdı. ılk türk takımı ve ilk maç böylece baskı dönemine kurban gitti. O günden sonra da futbolun Türkiye’deki 100 yıllık tarihi boyunca ülkenin tarihiyle topun talihi hep el ele gidecekti.
ılk türk kulübü olan bereke jimnastik kulübü 1903 yılında Beşiktaş’ta kuruldu. Futbol birimi yoktu. Kurucuları saray mensupları ve bürokratlardı. Dolayısıyla kulüp saray için bir tehdit unsuru değildi. Beşiktaş’tan iki yıl sonra 1905’de sadrazamlar şeyhülislamlar ve kaptan-ı deryalar yetiştirmiş bir okul olan Mekteb-i Sultani’nin öğrencileri 6alatasaray adıyla çayırlarda futbol oynamaya başladı. 6alatasaray’dan iki yıl sonra 1907 yılının bir mayıs akşamı Moda beşbıyık sokaktaki 3 numaralı evde toplanan 3 genç duyunu umumiye memuru Ziya, osmanlı bankası memuru Ayetullah, bahriye mektebi öğrencisi Necip Türkiye’nin yeni takımının temelini attılar.
Kadıköy’de dere kenarındaki küçük bir bahçıvan kulübesine yerleşen yeni kulüp adını hemen karşı burunda görülen bahçenin içinden ışık saçan fenerden aldı. Fenerbahçe kulüp amblemi olarak bahçedeki feneri düşündü önce. Ancak halkın bilinçlendirilmesini ima eden ışık saçan fener sarayı rahatsız etti. Takımın bir asır boyunca daim olacak simgeleri daha sonraları penaltı kralı topuz Hikmet’in ellerinde şekillenecekti.
Topuz Hikmet önce Türk bayrağından esinlenerek kırmızıya boyadığı bir daireyi beyaz bir çerçeveyle çevirdi. Bu dairenin ortasına “yürekten bağlılığı” temsil eden yürek biçiminde sarı lacivert bir şekil koydu. Ardından bu şeklin üzerine uzun ömrü ifade eden yeşil bir meşe palamudu yerleştirdi. Sonra da kulübün adını ve kuruluş tarihini yazdı. ışte bir asır yaşayacak Fenerbahçe amblemi artık hazırdı.
Takımın Sinan Yan tarafından bestelenen ilk marşı ise özgürlükten eşitlikten kardeşlikten söz ettiği için sarayın tepkisini çekeceği endişesiyle yok edildi. Geriye sadece lirik notalar kaldı.
Türkiye’nin kaderi 23 temmuz 1098 tarihinde değişti. O gün sabah saat 09:00’da manastırdaki bir top arabasının üzerinden hürriyet ilan edildi. Rumeli’den esen hürriyet rüzgarı hemen futbol sahalarına da yansıdı. Fenerbahçe aynı yıl ıstanbul ligine dahil oldu. Kuş dili çayırı nizami bir futbol sahasına dönüştü. Sahaya ilk kale direkleri dikildi, ilk defa ağ takıldı ve ıstanbul liginde müthiş bir mücadele başladı.
Fenerbahçe ligi üst üste 2 yıl sonunculukla tamamladı. Takımı bu durumdan o dönem kulübe üye olan bir futbol tutkunu kurtardı. El Katipzade Mustafa Bey okul ve arsalardan yetenekli çocuklar toplayıp Fenerbahçe bünyesinde Türkiye’nin ilk genç takımını kurdu. Aralarından Zeki Rıza, Alaaddin, şekip, Cafer gibi yıldızların çıkacağı bu gençler ilerde Fenerbahçe’yi şampiyonluklara taşıyacak, efsanevi kadroyu oluşturacaklardı.
Balkan ve I. Dünya savaşlarında Fenerbahçeli futbolcular cepheye gitti ve savaşa dahil oldular. 1918 yılında işgal gemilerinin boğazda demirli durduğu sırada kulübün tarihi boyunca gururla anımsayacağı bir ziyaret gerçekleşti. Anafartalar kahramanı Mustafa Kemal Paşa ittiyatçı Sabri Bey’in yakın arkadaşıydı. Sabri Bey aynı zamanda Fenerbahçe’nin başkanıydı. Kemal Paşa’yı takımın lokaline davet etti. 3 mayıs günü kuş dili lokaline gittiler. Kemal Paşa 2 saat süren bu ziyarette takım hakkında bilgi aldı. Türkiye’nin ilk kupası sayılan şampiyonluk şildiyle özellikle ilgilendi ve hatıra defterini açıp:
“Fenerbahçe kulübünün her tarafta takdir edilen çalışmalarını işitmiş ve emek verenleri tebrik etmeyi vazife edinmiştim. Bu vazifenin yerine getirilmesi bugün olabilmiştir. Takdir ve tebriklerimi buraya kaydetmekle kıvanç duyuyorum.”
Ordu Kumandanı Mustafa Kemal... 3 Mayıs 1918...
Kemal Paşa Elkatipzade Mustafa Bey’in kürek çektiği futayla kulüpten ayrılırken “Fenerbahçe’ye ebedi muvaffakiyetler dilerim” dedi.
Bu söz Ata’nın Fenerbahçe’ye vasiyeti olarak kabul edilecek ve ziyaretin gerçekleştiği 3 mayıs daha sonra kulübün kuruluş tarihi olarak benimsenecekti.
ışgale kadar ıstanbul için bir eğlence olan futbol işgalden sonra direnişin simgesine dönüştü. Başta Fenerbahçe olmak üzere ıstanbul takımları işgal kuvvetlerinin ekipleriyle futbol maçı yapmaya başladılar. Artık her maç işgalcilere karşı ıstanbulluların direniş ruhunu uyandıran bir vesile olacak, işgalcilere karşı alınan her galibiyetten sokaklar zafer nidalarıyla dolacak, esir şehir kırılan gururunu böyle onaracaktı.
Türk takımları işgalcilerle 5 yılda toplam 80 maç yaptı. Bu 80 maşın 50’sini Fenerbahçe oynadı. Fenerbahçe 5 yılda ingilizlerle, fransızlarla, iskoçlarla yaptığı 50 maçın tam 41’ini kazanarak bir mucizeye imza attı. 5 yılda sadece 5 maçta yenilmiş, yediği 47 gole karşılık 193 gol atmıştı.
ışgal kuvvetlerinin yenildiği türk takımlarının galip geldiği haberleri ıstanbul’u olduğu gibi Anadoluda da cephede yankılanıyor ve erken bir zafer gibi moral aşılıyordu. Zamanla cephedeki savaş kızıştıkça sahadaki mücadele de aynı oranda kızışacaktı.
II ınönü zaferinin ardından 1921 yazında ıstanbul’daki işgal kuvvetlerinin komutanı general Harrington’la Baş Komutan Mustafa Kemal Paşa arasında bir görüşme ihtimali gündeme geldi. General Harrington 4 temmuz 1921’de Kemal Paşa’ya bir telgraf çekti:
“Zatı devletlerinin görüşlerini dinlemem ve bunları ingiliz hükümetine rapor etmem için bir yetki verildi. Görüşme bir ingiliz savaş gemisinde yapılacaktır ve görüşmelerde zatı devletleri iyi kabul göreceklerdir. Mutabık iseniz size uygun gün ve saati lütfen telleyiniz. ”
Kemal Paşa bu telgrafı alır almaz şu cevabı verdi:
“Bizim milli isteklerimiz ekselanslarınca bilinir. Milli toprağımızın tam kurtuluşu ile milli sınırlarımız içinde siyasi, iktisadi, askeri, hukuki, kültürel tam bağımsızlık ilkesi kabul edildiği takdirde görüşmeye hazır olacağımızı bildiririm. Müzakerelerin karada ınebolu kasabasında yapılması gerektiği düşüncesindeyiz. Orada çok iyi kabul göreceksiniz.”
Başkumandan “ancak bizi tanırsanız bizim sahamızda görüşürüz” diyordu. ıngilizler için gurur kırıcı bir yanıttı bu. Harrington’ın samimiyetle arzu ettiği görüşme suya düştü.
ışte o dönemde Fenerbahçe Kulübü işgal kuvvetlerince üst üste baskınlara uğradı. Fenerbahçeliler kulübün Kurbağalıdere’deki kayıkhanesinin ahşap iskelesinden Anadolu’ya silah, cephane ve adam kaçırıyordu. Ancak general Harrington üst üste yaptırdığı baskılara rağmen bunu kanıtlayacak bir şey bulamıyordu. Sonunda çareyi kulübü işgal ettirmekte buldu.
Kulüp işgal edilince Fenerbahçe’nin o dönemdeki fahri başkanı veliaht Feriat Abdülmecid’in oğlu şehzade Ömer Faruk Efendi 1921 baharında Milli Mücadele’ye katılmak üzere ınebolu’ya geçti. Ancak Mustafa Kemal’in “şimdilik ıstanbul’da kalmanız daha yararlı olur” telgrafıyla geri döndü. Ömer Faruk Efendi ınebolu’dan döndüğü günlerde şampiyon olan Fenerbahçeli yıldız kadroyla buluştu. 2 ay sonra solhaf Kamil, kaleci Kenan ve sağhaf Ethem Anadolu’ya geçtiler. Sakarya cephesinde subay olarak görevlendirildiler.
28 Temmuz 1922 günü Mustafa Kemal Paşa ordu komutanlarıyla birlikte Akşehir’e gitti. Mustafa Kemal Paşa’nın orada bir futbol maçı izleyeceği söylendi. Oysa maç gecesi Akşehir’de büyük taarruz planı masaya yatırılacaktı. Zaferin yolunu açan bu son savaşta sahadan cepheye koşan Fenerbahçelilerden kimisi kaleci Kenan Or gibi albaylığa kadar yükseldi. Fenerbahçeli 10 sporcuysa şehit oldu. ısimleri Fenerbahçe’nin olduğu gibi Türkiye’nin de tarihine kazınmıştı artık.
1923 yılına gelindiğinde Anadolu kurtulmuştu. Cephede iş bitmiş, Türk Ordusu ızmir’e girmiş, Mudanya’da ateşkes antlaşması imzalanmış, ısmet Paşa başkanlığındaki Türk heyeti Lozan’da yeni Türkiye Cumhuriyeti’ni kuracak tarihi antlaşma için görüşmelere başlamıştı. ıstanbul’da işgalin sonuna gelinmişti artık.
O yıl Fenerbahçe ligde fırtına gibi esiyordu. 1922-23 sezonunda şampiyon olurken bir de rekor kırmıştı. 12 maçta hiç gol yemeden tam 58 gol atmıştı. Bu 58 golün 28’ine imza atan Zeki Rıza bir yıldızdı artık. Hiç gol yemeyen kaleci şekip’in kartpostalları ise ıstanbul’da dükkanlarda satılıyordu.
ışte tam o günlerde işgal kuvvetleri komutanı Charles Harrington Fenerbahçe’ye son bir maç teklif etti. Bu giderayak yaşanacak bir final karşılaşması olacaktı.
1923 yılı haziran ayı ortalarında ıstanbul gazetelerinde bir ilan yayınlandı. ıngiliz Guardlar karması türk kulüplerine meydan okuyor başlıklı bu ilanda kazananın işgal orduları baş komutanının ismini taşıyan büyük kupanın sahibi olacağı da belirtiliyor, maçı kabul edecek türk kulübü istediği kadar takviye alabilir deniliyordu. O haftaki spor alemi dergisi aranan rakibin adını koydu. Haberde “Fenerliler şiddetli bir hasım karşısında” deniliyor, “Bakalım Fenerbahçe bu mühim daveti kabul edecek mi?” diye sorluyordu.
Haberin çıktığı gün kuş dili çayırındaki binada kulüp yetkilileri hemen toplanıp beklenen kararı aldılar:
“Fenerbahçe Spor Kulübü arzu edilen karşılaşmayı yine arzu buyurulacak gün ve sahada yalnız kendi kadrosuyla yapmaya hazır olduğunu yüksek makamınıza bildirmekle şerefler duyarız.”
ıngilizler tarih olarak 29 haziranı, yer olarak da Taksim Stadı’nı önerdiler. ışgal kuvvetlerinin özel kutlamalar ve görkemli geçiş törenleri için kullandığı bu saha şimdi zafere ulaşan Anadolu direnişinin rövanş maçına sahne olacaktı. Bir kez daha futbol sahaları ülke topraklarının kaderini paylaşıyordu.
General Harrington kendi adını taşıyan 80 cm’lik gümüş kupayı özel olarak Londra’ya sipariş vermiş, maç için 3 ingiliz takımından en iyi futbolcuları seçmiş, Malta’dan iki, Cebelitarık ve Mısır’dan birer profesyonel ingiliz sporcu getirmiş, Malta askeri valisini maçı izlemek üzere ıstanbul’a davet etmişti. ışin ilginç yanı şeref tribünündeki seyirciler arasında ıstanbul’a devir teslim için gelmiş olan Ankara Hükümeti’nin temsilcisi Selahattin Adil Paşa da vardı. Artık bütün gözler 29 Haziran Cuma günü 17:30’da yapılacak büyük maça çevrilmişti.
Maç günü gazeteler ümitsiz yorumlarla çıktı. Vatan gazetesi şöyle diyordu:
“ıngilizler ıstanbul’daki bütün muhafız kıta adına mensup en iyi futbolistlerden mürekkep olucaktır. Bunları kendi oyuncularımız gibi şahsen tanımadığımız için haklarında ayrı ayrı mutalaha vermeye muhtedir değil isek de bu muhtelif takımı teşkil eden takımların oyunlarını gördüğümüz için bu umumi imayette fikir beyan edebiliriz. Bizce fenerbahçe’nin galibiyet ihtimali %40 ise muhtelif takımınki %60’tır.
Maç saati geldiğinde Beyoğlu caddeleri Taksim Stadı’na akın eden fesli, şapkalı, üniformalı binlerce seyirciyle doluydu. ıstanbullular stat kapısından heyecanla girdiler. Adeta 5 yıllık işgalle hesaplaşmaya gelmişlerdi. Saha kenarına konulan koltuk ve iskemlelerde işgal ordularının yüksek rütbeli subayları çeşit çeşit üniformalar içinde eşleriyle oturuyorlardı. Sahaya önce yakalarında G harfi ile Guardlar karması çıktı ve hurralarla karşılandılar. Ardından Fenerbahçe takımı da başta kaptan Zeki olduğu halde gözterişsiz telaşsız adımlarla Harbiye yönündeki güneşli kaleye doğru yürüdü. Takım Kadrosu:
Kalede şekip, Bekler : Hasan Kamil, Cafer, Haflar: Kadri, Yavuz ısmet, Fahir Forlar: Sabri, Alaaddin, Zeki Rıza, Ömer, Bedri.
Saat tam 17:30’da başlayan maçı yarınki akşam gazetesi en ince ayrıntısına kadar aktarıyordu.
Malta’dan gelen Chelsea’li Soliç’in golüyle Fenerbahçe ilk yarıyı 1-0 mağlup bitiriyordu. Fenerbahçeliler ingilizlerin sert ve hırslı oyunundan yara bere içinde kalmışlardı. Devre arasında kulübün yönetim kurulu üyeleri Nasuhi, Galip ve Tevfik Beyler futbolcuların yanına gidip moral vermeye çalıştılar. şimdi Fenerbahçe’nin devresi başlıyordu. Nihayet 74. dakikada Türk futbol tarihinin efsanevi santraforu kaptan Zeki sağhaf ismetin uzattığı topla defansı yardı, 2 markajcısını atlatıp sol ayağıyla 18 üzerinden müthiş bir şut savurdu. Zeki’nin 2. golü artık galibiyetin müjdecisiydi ve son düdük çaldığında ingilizler ata sporunda bir türk takımına yenilmişlerdi... Cephedeki zaferin sahadaki yankısıydı bu.
11 Fenerbahçeli işgal kuvvetleri komutanının adını taşıyan kupayla omuzlardaydı. ıstanbullular 5 yıllık işgal döneminin örtüsü gibi kaldırdı futbolcuları. Türkiye ile birlikte meydan okunan Fenerbahçe yine Türkiye ile birlikte zafere kavuşmuştu.
O sırada Lozan’da ingiliz dışişleri bakanı karşısında hayatının en sıkıntılı dönemini yaşayan ısmet Paşa ıstanbul’dan gelecek bir telgrafı bekliyordu. Otelden çıkıp Türkiye’nin kaderini belirleyecek görüşmeler maratonuna dahil olacaktı yeniden. Tam otelden çıkarken beklediği telgrafın geldiğini haber verdiler. Telgrafta tek bir cümle yazılıydı:
“General Harrington Kupası’nı Fenerbahçe kazandı!..”
Lozan’daki Türk heyeti sevinçle kutladı birbirini.ve ısmet Paşa yanındaki Ali Naci beye Fenerbahçe’ye iletilmek üzere şu mesajı yazdırdı:
“Heyetimiz adına meseretle gözlerinizden öperim.”
Fenerbahçe takımından tam 25 gün sonra 24 Temmuz 1923 günü Lozan heyetinin de zafer haberi geldi. Nihayet 2 Ekim 1923 günü itilaf devletlerine ait son birlikler de ıstanbul’dan çekildiler. 5 yıl önce mağrur adımlarla ıstanbul’a inen general Harrigton dolmabahçe önünde türk bayrağını selamlayarak son bir geçit töreni yaptı. Ankara hükümetinin temsilcisi Selahattin Adil Paşa tarafından kendisini getiren geminin merdivenlerine kadar uğurlandı ve geldiği gibi gitti. şimdi hem Türkiye’nin hem de Fenerbahçe’nin önünde yepyeni bir devir açılıyordu...
2. BÖLÜM - şEREF TRıBÜNÜ
Fenerbahçe kahramanlıklarla dolu kuruluş döneminin ardından 30’lu yıllara çok zor koşullar altında girmişti. 1932 haziranında kulübün kuş dilindeki lokalinde çıkan yangında o güne kadar kazanılan kupalar, şiltler, belgeler kül olmuştu. Ertesi gün yangın haberiyle çıkan gazeteler Fenerbahçe’ye yeni bir bina yapılması için yardım kampanyası başlatmış, bu kampanyaya en büyük katkı da Ankara’dan, yıllar önce kulübü ziyaret eden ve takıma sempatisi bilinen Atatürk’ten gelmişti. Atatürk bu kampanyaya o zaman için büyük para sayılan 500 lirayla katılmıştı. ışte Atadan gelen bu parayı Fenerbahçe kiracısı olduğu stadı almak için ilk taksit olarak yatırdı. Ve 1933’de Fenerbahçe Stadı koyu fenerbahçeli bakan şükrü Saraçoğlu sayesinde 9000 lira bedelle kulübün malı oldu.
Saracoğlu sonraları önce Fenerbahçe’ye başkan ardından da Türkiye’ye başbakan olacak, alımına aracı olduğu stadyum ise 2000’li yıllarda kendisinin adıyla anılacaktı.
1938 yılında alman askerleri sınır bariyerlerini kaldırıp Avusturya’yı ihlak etti. II. Dünya savaşının ayak sesleriydi bunlar. Savaş patladığında dünya ikiye bölünecek, Türkiye arada kalacaktı. şimdi iki cephenin de çabası Türkiye’yi kendi tarafında savaşa sokmaktı. ısmet Paşa bir yandan hitlerle mektuplaşıyor, öte yandan Çörçille konuşuyor, ama ikisine de istedikleri sözü vermiyordu. O yangın yıllarında Fenerbahçe de Türkiye gibi dünyanın iki cephesine de top koşturuyordu. Savaş döneminde ilk olarak ingiliz ortadoğu karması geldi ıstanbul’a, sonra da nazilerin takımı Admira. ıkisi de Türkiye’de sempati toplama çabasındaydı.
14 aralık 1941 günü Fenerbahçe ingiliz ortadoğu karmasıyla oynarken dışişleri bakanı ve Fenerbahçe başkanı şükrü Saraçoğlu maçı şeref locasında ingiliz büyükelçisiyle birlikte izliyordu. Tribünde hem ingiliz seyirciler hem de savaş döneminin sıkıntısını atmaya gelmiş türk futbolseverler vardı. ıngilizler çok güçlüydü. Ancak ekibin asıl yıldızı Chelsea takımının santraforu Ferton’du. Penaltı kaçırmamasıyla ün yapan Ferton o maçta da bir penaltı fırsatı yakaladı. ışte o penaltı Fenerbahçe’nin ve kalecisi Cihad’ın tarihine yazılacak bir anıya vesile oldu. ıngilizler maçtan sonra Saraçoğlu’na takımın bir ihtiyacı olup olmadığını soracak, antrenör istenince de takımın sol bekini ıstanbul’da bırakıp gideceklerdi. Daha sonra 3 yıl boyunca Fenerbahçe’yi çalıştıracak ve Türkiye şampiyonu yapacaktı.
ıngiliz ortadoğu karmasından 6 ay sonra bu kez almanlar propaganda takımları olan Admira’yı gönderdiler ıstanbul’a. ışgal edilen Avusturya’nın en iyi ekibini alman futbolcularla destekleyen naziler yenilgi yüzü görmeyen bir takım yaratmışlardı. Admira ıstanbul’da 6alatasaray’ı 3-0, Beşiktaş’ı 3-2 yendi. 31 Mayıs 1942’de de Fenerbahçe’yi buldu karşısında. O tarihi maçta takımın sol açık mevkiinde genç takımdan gelen Halit Deringör oynuyordu. Tata Naci ve sol açık Halit’in golleriyle Fenerbahçe Admira’yı 2-1 mağlup edip Türk halkının yüzünü bir kez daha güldürüyordu.
Dünyaya milyonlarca cana malolan II. Dünya savaşı 1945 yılında bitti. Nazilerin yenilgisi Almanya’da büyük sevinç gösterileriyle kutlandı. Dünya şimdi yeni bir döneme giriyordu. Bu dönemin hakimi Amerika olacak, yakıp yıkılan avrupanın yaralarını o saracaktı. Okyanus ötesinden Türkiye’ye yardım taşıyan uçakları ısmet Paşa ve eşi köşkün balkonundan selamladılar. Ancak o uçaklar Amerikan yardımıyla birlikte amerikan siyasetini ve kültürünü de taşıyordu. Bundan böyle bütün avrupada olduğu gibi Türkiye’de de tek parti rejimleri yıkılacak, podyumlardan radyolara, askeri üslerden spor sahalarına kadar her alanda bir amerikan rüzgarı esecekti. şimdi siyasette olduğu gibi futbolda da oyunun yeni kurallarıyla tanışma vaktiydi.
1950’ye doğru Türkiye yeni bir siyasi dalgalanmaya uğruyordu. Hürriyet sloganları önce miting alanlarında esti, hemen ardından da futbol sahalarında. Demokrat partinin önde gelen iki ismi Celal Bayar ve Adnan Menderes iktidara gelmeden Alsancak Stadyumu’na gelip Demirspor – Fenerbahçe maçını izlediler. Yaklaşan iktidarın sesi taraftarın alkışlarından işitildi. Bu maçtan 8 ay sonra şeref tribününe Bayar cumhurbaşkanı Menderes başbakan olarak oturacaktı. Demokrat partinin iktidarıyla bütün tek kalma partiden koltuklar birer birer el değiştirmeye başladı. Tabi bu arada takımların başkan koltukları da. O güne dek üç büyük kulübün üçünün başkanlık koltuğunda da Chpliler oturuyordu. Fenerbahçe ‘de şükrü Saraçoğlu, Beşiktaş’ta Recep Peker, 6alatasaray’da Necmettin Sadak.
1950’den itibaren 3 takımda da çerçeveler yerlerinden indirildi, Chp’li başkanların fotoğrafları Dp’lilerle değiştirildi. Tam 16 yıl Fenerbahçe’nin başkanlığını yapan şükrü Saraçoğlu’nun yerini 1951’den itibaren Dp’li Osman Kavrakoğlu aldı.
Fenerbahçeliler Dp iktidara geldikten 1 ay sonra Bayar ve Menderes’i ziyaret ederek kutladılar. Takımın yıldız futbolcusu Zeki Rıza Sporel artık Dp milletvekiliydi.
Yeni dönemin ilk başbakanlık kupasını da Fenerbahçe kazandı ve Menderes’in elinden aldı. Artık top Menderes’teydi. Dp’nin ilk dönemi amerikan desteği ile Türkiye ekonomisinin atağa kalktığı, tarımın makineleştiği, yatırımların hızlandığı, tek parti yönetiminin miskinliğinin atıldığı dönemdi. Bu atılımın futbola yansıması profesyonelleşme oldu. 1951’de çıkarılan yasayla Türk futbolunda yeni bir sayfa açıldı. Artık futbolcular ek iş yapmaya gerek duymayacaklardı. Futbolcuya kız verilmeyen dönem geride kalıyordu.
Ekonomideki liberalleşme sahalara adalet sporu getirdi. Özel sektöre ait bir fabrika kulübü Türkiye’nin ilk profesyonel futbol takımını kurmak için harekete geçti ve başta Fenerbahçeliler olmak üzere yıldız futbolcuları almak için kasasını açtı. Halit Deringör bu teklifi reddetti ancak kabul edenler de oldu. Takımın aslarından Selahattin, Erol, Samim, Hilmi Adalet Spor’a geçti. Lefter 17.500 transfer ücretiyle Fiorentina’ya transfer oldu. Cihat, Halit, Murat, Ahmet çeşitli nedenlerle futbolu bıraktılar. Fenerbahçe neredeyse yok olma aşamasındaydı.
ışte tam bu aşamada takım gençlere yatırım yaptı. O zorlu 1952-53 sezonunda Selahattin, Kamil, Müjdat, Nedim, Melih, Akgün, Fikret, Mehmet Ali, Feridun, Burhan, Abdullah 11’ini sahaya sürdü. Ligin tozunu attıracak bu gencecik takımın lakabı “küçük şeytanlar” dı.
Küçük şeytanlar transferlerle Fenerbahçe’yi çökecek hale getiren adaleti hem kupada hem ligde yenecek ve namaglup istanbul şampiyonu olan o unutulmaz ekibin 11’i de milli formayı giyecekti. O milli takım 1956 yılında Türk futbol tarihinin altın galibiyetlerinden birine imza attı. ıngiltere’yi 7-0 yenmiş, bütün avrupa takımlarını alt etmiş olimpiyat şmapiyonu Macar takımı şubat 1956’da Dolmabahçe’de sahaya çıkarken Türk gazeteleri ne kadar az gol yersek o kadar iyi diye yazıyordu. Ancak sahadaki Fenerbahçeli futbol sihirbazını unutmuşlardı. O sihirbaz Lefter’di... Macar takımı Metin Oktay’ın golüne de engel olmamadı ve Türkiye bu unutulmaz maçtan 3-1 galip ayrıldı. Macaristan’ın yenilgisi bununla kalmadı. O yıl Sovyetlere karşı bağımsızlık sloganlarıyla ayaklanan Macarların üstüne sovyet tankları yürüdü. Türkiye bu işgali şiddetle kınadı. Türk sovyet ilişkileri en gergin dönemini yaşıyordu. ışte bu gergin dönemde en olmayacak şey oldu ve Fenerbahçe’nin bir dostluk maçı için Sovyetlere gitmesine karar verildi. Hükümet bu kararın muhtemel sonuçlarını hesaplamak üzere Park Otel’de toplandığında futbolcular ve gazeteciler dışarda bekliyordu. Bu dostluk maçının yarattığı yumuşama zamanla diplomasiye de yansıdı. O yıl önce Moskova’yla ekonomik bir yakınlaşma doğdu ardından başbakan Menderes 1960 temmuzunda Moskova’ya resmi bir ziyaret yapacağını açıkladı. Ancak ömrü yetmedi. Moskova’ya gideceğini açıkladıktan 6 hafta sonra devrildi!..
27 mayısta kulüplerde bir kez daha çerçeveler indirilecek ve Menderes’i deviren askerler futbol takımlarından da Dp’li başkanları değiştirmelerini isteyeceklerdi. şeref tribünün en itibarlı koltuğunda bir komutan vardı artık.
6alatasarayı 1-0 yenen Fenerbahçe’nin kazandığı 1960 kupası Orgeneral Cemal Gürsel adına düzenlendi. 1930’larda Chp’ye üye olan 1950’de Dp’den milletvekili seçilen futbolcular bu kez üzerinde Gürsel’in resmi olan hediyelerle sahalarda boy gösterdiler. Saha hakimiyeti askerlere geçmişti.
1950’lerde başlayan imar hamlesi ve ardından gelen planlı kalkınma dönemi büyükşehirlerin yollarını anadoluya bağladı. Taşra kentleri ulusal ekonomiyle bütünleşti. Bu gelişmeden futbol da payını aldı. O zamana dek mahalli nitelikte yapılan maçlar ulusal lige dönüştü ve 16 takımla Türkiye ligi kuruldu. Ligin ilk şampiyonu da 6alatasarayı 4-0 yenen Fenerbahçe oldu. Kent takımlarının doğması ve radyoların maç yayını yapmasıyla futbol heyecanı ülkenin her köşesine yayıldı. ılerde futbolun kabusu haline gelecek hastalığın ilk belirtileri de o yıllarda görüldü. Fanatizm...
1960’larda hem dünyayı hem Türkiye’yi ateşe verecek şiddet salgını sahaları da tutuşturacak, 1967 eylülünde Kayseri’de oynanan Kayserispor – Sivasspor karşılaşmasında çıkan olaylarda 40 kişi yaşamını yitirecekti.
1960’ların ortalarına doğru Türkiye ınönü’nün başbakanlığındaki Chp Ap koalisyonunca yönetiliyordu. Türkiye ile el ele yürüyen Fenerbahçe’nin yönetiminde de bir koalisyon vardı. Başkan Chp’li ısmet Uluğ, yardımcısı ise Ap’li Faruk Ilgaz idi. 1965’de seçimi Ap kazanıp Demirel iktidara gelince Ap’li Faruk Ilgaz da Fenerbahçe’nin başına geçti.
12 Martın komutanları gibi 12 Eylül’ün komutanları da futboldan yakından ilgiliydi. Bu ilgiye ilk tanık olan da Evren Paşa tarafından yemeğe davet edilen o dönemin Fenerbahçe Başkanı Ali şen’di.
Türkiye her askeri dönemden sonra olduğu gibi 12 eylülden sonra da bir kabuk değişimine sahne oldu. Siyasetin yasaklandığı bu dönemde ekonomi öne çıktı. Türkiyenin en popüler simaları bankerlerdi. Fenerbahçe’nin 1982’deki kongresinde de o bankerlerin en ünlüsü banker Castelli başkan adayı oldu. Siyasiler gözden düştüğünden başkanlık için aranan fotoğraf da değişmişti. Maddi kudret siyasi destekten daha kıymetliydi artık. Banker Castelli’nin aday olduğu başkanlık yarışını Ali şen kazandı. şimdi Türkiye’nin Turgut Özalla yaşayacağı dönüşümü Fenerbahçe de Ali şen’le gerçekleştirecekti. Bu dönemde kulüpte eski sporcuların iktidarı sona erecek, Emin Cankurtaran’la başlayan müteahhit iş adamı başkan akımı 1980 sonrası Ali şen, Tahsin Kaya, Aziz Yıldırım gibi başkanlarla hepten yönetime damgasını vuracaktı. Kulüplerin şirketleştiği bu dönemde başkanların futbol kadar paradan da anlaması önemsenecekti.
1983’te yasak siyasetin düğümleri çözülürken futbol politikayla, politika futbolla yeniden flörte başladı. Anap ile seçimlere girecek olan Turgut Özal daha sandık kurulmadan tribünlerde boy göstermeye futbolcu adaylar aramaya başlamıştı bile. Özal’ın ulaştığı popülarite diğer siyasilere de ilham verdi. Bunun üzerine şeref locaları tribünlerin gözüna girmeye çalışan siyasetçilerin gösteri mekanına dönüştü. Tribünlerse siyasilere cevabı lafı hiç çevirmeden verdi: SANDIKTA GÖRÜşÃœRÜZ MESUT BEY!
Milyonlarca taraftarın ve şirketleşmiş dev bir kulübün başkanları ise politikacıları bile aşan bir güce hükmeder oldular. Futbol, siyaset ve ticaret iç içe geçti.
20. yüzyılın başında kuş dili çayırında bir dere kenarındaki metruk kulübede kurulan Fenerbahçe 21. yüzyılı dev bir kulüp olarak karşıladı. 50 milyon doları bulan yıllık bütçesi, 10.000’i aşkın üyesi, milyonlarca taraftarı olan ve artık sahadan verdiği mesajlarla Türkiye’nin gündemine ağırlığını koyan büyük bir kulüp.
Geçen yüzyılda Türkiye gibi Fenerbahçe de işgale uğradı, kurtuldu, kuruldu, şahlandı, sarsıldı, daraldı ya da büyüdü. Çünkü tarihin de gösterdiği gibi “FENERBAHÇE NE KADAR TÜRKıYE ıSE, TÜRKıYE DE O KADAR FENERBAHÇE ıDı.”
